|
|
|
GİRİŞ
1. Elektronik Ticaretin Geliştirilmesi
1.1. Gerekli Teknik ve İdari Alt Yapının Kurulması
1.2. Hukuki Yapının Oluşturulması
2. Elektronik Ticaret Hukuk Alt Yapısı (Temel Unsurlar; Bilginin Gizliliği, Bütünlüğü ve Kimlik Belirleme)
2.1. Elektronik İmza, Onay Kurumu ve Sözleşme Oluşumu
2.1.1. Elektronik İmza
2.1.2. Türk Hukukunda İmzaya İlişkin Hükümler:
2.2. Onay Kurumu
2.3. Yetkili Makam:
3. Elektronik Ticarette Sözleşme Oluşumu
3.1. Mevcut Mevzuat
3.2. Avrupa Birliği Düzenlemelerinde Sözleşmelerin Görüşülmesi ve Sonuçlandırılması
4. Elektronik Noter ve
Zaman Kaydı4.1. Elektronik Noter
4.2. Zaman Kaydı
5. Kanunlar İhtilafı
6. Mevcut Mevzuat
6.1. Ticaret Kanununda düzenlenen hususlar
6.2. Ticari işletmeyle ilgili diğer bütün muamele, fiil ve işler
7. Elektronik Kayıtların İspat Gücü
7.1. Genel Olarak
7.2. Uluslararası Kuruluşlar ve Çalışmalar
7.3. Mevcut Mevzuattaki İspat
ve Delil Sistemi7.3.1. Medeni Usul Hukuku Açısından
7.3.2. Ticaret Hukuku Açısından
8. Sorunlar ve Öneriler
9. Cezai Sorumluluk
9.1. Elektronik Ticarete Ceza Hukukunun Yaklaşımı ve Öneriler
9.1.1. Ceza Kanununun Genel Hükümleri Açısından İnceleme
9.1.2. Ceza Kanununda Yer Alan Hükümler Açısından İnceleme
9.2. Ceza Hükmü Taşıyan Özel Kanunlar
9.2.1. Yürürlükte Bulunan Özel
Kanunlar Açısından İnceleme9.2.2. Sayısal Haberleşmenin ve Elektronik Ticaretin Gerekli Kıldığı Özel Kanunlar Açısından İnceleme
10. İnternet’in Etik Kuralları
11. Smartcard
11.1. Kullanım Alanları
11.2. Akıllı Kart Ekipmanları
11.3. Akıllı Kart Aksesuarları
12. Sonuç
Kaynakça
GİRİŞ
Özellikle, son 10 yılda bilgi ve iletişim teknolojilerinde meydana gelen hızlı gelişmenin yanı sıra, toplumların tüm kesimlerinde, günlük yaşamın her alanında bilgisayar kullanmanın çağın gereği olduğu bilincinin oluşması, ekonomik gelişmenin ve toplumsal refahın sağlanmasında elektronik ticarete stratejik bir önem kazandırmıştır. 2000 yılında hacminin 300 milyar dolara ulaşacağı tahmin edilen elektronik ticaretten beklenenler, bilgi ve iletişim teknolojileri aracılığı ile, küreselleşme, rekabet üstünlüğü, uluslararası ticaretten daha çok pay ve sürdürülebilir sosyal ve ekonomik kalkınmaya katkı olarak özetlenebilir.
Elektronik ticaret konusunda hukuksal yapısını tamamlamış örnek bir ülke olmadığı gibi, uluslararası platformlarda, sorun yaşanan bir çok alanda yapılan tartışmalar da devam etmektedir. Bu nedenle, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş ülkelere göre geride kaldığı söylenemez. Ancak, elektronik ticarette yaşanan hızlı gelişme, ülkemizde, fiziki alt yapı eksikliklerinin hızla tamamlanmasını ve gerekli hukuksal yapıya ilişkin çalışmaların bir an önce başlatılmasını zorunlu kılmaktadır.
Zaman, yer ve personel tasarrufu sağlaması nedeniyle firmaların serbest rekabet gücüne önemli katkı sağlaması beklenen elektronik ticaret konusunda, devletin düzenleyici rolünün içerik ve boyutunun belirlenmesi önem taşımaktadır. Elektronik ticarete devletin müdahalesinin sınırları VII. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda benimsenen, devletin, ekonomi ve piyasalara müdahalesinin en az düzeyde olması yaklaşımı çerçevesinde çizilmelidir. Refah düzeyini artırmak, kaynakların etkin kullanımını sağlamak, pazarı açık tutmak ve belirsizlikleri önlemek için kuralların konulması ve uygulamanın bu kurallara uygun olarak yürütülmesi, elektronik ticaret açısından da geçerli olacaktır.
1. ELEKTRONİK TİCARETİN GELİŞTİRİLMESİ
Ülkemizde elektronik ticaretin geliştirilebilmesi için devletin öncelikle aşağıda sıralanan dört ana görevi yerine getirmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir.
1- Gerekli teknik ve idari alt yapının kurulmasını sağlamak.
2- Hukuki yapıyı oluşturmak.
3- Elektronik ticareti özendirecek önlemleri almak.
4- Ulusal politika ve uygulamaların uluslararası politikalar ve uygulamalarla uyumunu sağlamak.
1.1. GEREKLİ TEKNİK VE İDARİ ALT YAPININ KURULMASI
1.2. HUKUKİ YAPININ OLUŞTURULMASI
Hukuksal kuralların ve kurumların, elektronik ticarette güvenliği ve güvenilirliği, şeffaflığı, ucuzluğu ve kolay erişilebilirliği sağlayacak biçimde tesisi devletin ikinci önemli rolünü oluşturmaktadır.
Bu konu ile ilgili olarak;
1. Elektronik ortamda elde edilen veya muhafaza edilen delillerin tanınmasının Usul Hukuku açısından değerlendirilmesi,
1.1. Elektronik kayıt tutma teknik şartlarının belirlenmesi ve bu kayıtların kamu mercileri tarafından belge olarak kabulü ile ilgili ilkelerin saptanması,
1.2. Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu ve Hukuk Usulu Muhakemeleri Kanunu'nda defter tutma, imza, delil türleri ile ilgili değişikliklerin, teknolojik gelişim ve alt yapıyı dikkate alacak şekilde tartışılması; konu ile bağlantılı (Vergi Usul Kanunu, Bankalar Kanunu gibi) diğer kanunlarda yapılması gerekli değişikliklerin gözönünde bulundurulması,
1.3. Elektronik ortamda oluşturulan yabancı belgelerin geçerliliği konusuna, onay kurumları ile ilgili düzenlemeler sırasında yer verilmesi,
1.4. Elektronik sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar ile ilgili olarak kanunlar ihtilafı kurallarının gözden geçirilmesi, elektronik tahkim konusunun incelenmesi,
2. Gönderilen bilginin gizliliği, bütünlüğü ile kimlik doğruluğunu sağlayan elektronik imzanın, ayrı bir mevzuatta düzenlenmesi hususunun tartışılması,
2.1. Elektronik imzanın bir türü olan sayısal imzanın alt yapısının tamamlanması halinde, bu imzanın yazılı imza ile aynı güce sahip olduğuna ilişkin yasal değişikliğin yapılması,
2.2. Sayısal imzanın unsurlarından olan açık anahtar (public key) ile ilgili onay kurumlarının, kamu veya özel sektör yapısında olup olamayacağının tartışılması; özel sektör yapısında olması halinde, bunların kontrolleri ve kendilerine verilecek yetki açısından kamusal nitelikli bir yetkili makama ihtiyaç duyulup duyulmayacağı; yetkinin verilme şeklinin hukuki niteliği,
2.3.. Sayısal imza ile ilgili onay kurumlarının vereceği sertifikalarda hukuken bulunması gereken özellikler,
2.4.. Sayısal imza ile ilgili gizli anahtarın (private key) tevdi edilip edilmeyeceği, edilecekse nereye ve nasıl tevdi edileceği hususları ile kamunun şifreli bilgiye (suçun önlenmesi gibi amaçlarla) ulaşabileceğinin kabulü halinde, bu erişimin kapsamı,
sınırları ve şeklinin ne olacağına ilişkin kuralların saptanması,2.5.. Sayısal imza ile ilgili onay kurumlarına, sayısal noterlik yetkisinin verilip verilemeyeceğinin araştırılması,
3. Servis sağlayıcıların sorumluluğu ve bunun kapsamı ile ilgili (özellikle aldatıcı içerik, pornografi, ırkçı ve şiddete yönelik muhteva, hakaret, telif ve komşu haklar ve haksız rekabet açısından) şartların ve ilkelerin belirlenmesi,
4. Elektronik ortamda gerçekleştirilen veri iletişimi ile ilgili olarak, Ceza Kanunu’nun genel hükümleri arasında yer alan, "Türkiye'de işlenen suç", "yabancı ülkede işlenen suç" kavramlarının yeniden tartışılması; sanığın başka ülkede olması halinde dava açma, sorgulama, delil toplama hususları, eylemin her iki ülkede de suç sayılmasını gerektird
iğinden, elektronik suçlarda ülkeler arasında asgari uzlaşma ortamının yaratılması ve bu konudaki uluslararası çalışmalara ülkemizin aktif biçimde katılması,4.1. Ceza Kanunu ile ilgili olarak hazırlanan ve TBMM'ye sunulan yeni tasarının özel hükümleri arasında yer alan; bilişim sistemlerine karşı suçlar ile ilgili hükümleri yeterli olmakla birlikte, sırrın masuniyeti, pornografi, hakaret, kumar gibi hükümlerinin, elektronik ortam dikkate alınarak, yeniden gözden geçirilmesi,
4.2. Yürürlükte olan özel kanunlarda, elektronik veri iletişimine konu olabilecek cezai hükümlerin saptanması; ayrıca yeni hazırlanacak olan onay kurumları mevzuatı, servis sağlayıcıları ve elektronik imza ile ilgili mevzuatta idari ve cezai yaptırımların gözetilmesi,
5. Elektronik işlemler sırasında açıklanan, kişisel verilerin gizliliği ve korunması konusunu da içeren ve Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan, "Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısının" bir an önce yasalaşması,
6. Tüketicinin Korunması ile ilgili mevzuatın elektronik ticaret açısından yeniden gözden geçirilmesi; uyuşmazlıklar ile ilgili elektronik ombudsman ve tahkim konuları üzerinde durulması; sanal ürünlerde ürün sorumluluğu; aldatıcı, yanıltıcı, istismar edici, mal ve can güvenliğini tehlikeye atıcı reklamlara karşı tüketicinin korunması; satış sonrası servis, teslim, sipariş gibi kavramların irdelenmesi, OECD'de tartışılan ve sipariş-ödeme ile ilgili charge-back sistemlerinin incelenmesi,
7. Elektronik ödeme araçları arasında yer alan elektronik parayı çıkaracak olan kurum veya kurumlar ve bunlarla ilgili hukuki çerçeve ile elektronik paranın ihracına ilişkin koşulların belirlenmesi,
8. Elektronik ödeme sistemlerinde faaliyet gösterecek operatörlerin saptanması, bu operatörler arasında yapılacak sözleşmeler açısından, Rekabet Kanunu’ndaki ilkeleri dikkate alan hukuki kuralların saptanması,
9. Elektronik ödeme araçlarını verenler ile kullananlar arasındaki sorumluluk dağılımının, hukuken ve adil bir orantı gözetilerek tesisi; bu araçların çalınması veya kaybedilmesi halinde sorumluluk ve ispat yükü konularının düzenlenmesi,
10. Elektronik ortamda güvenli ödeme yöntemleriyle ilgili (SSL-Secure Socket Layer ve SET-Secure Electronic Transactions gibi) sistemlerin irdelenmesi,
11. Telif hakları ve komşu haklar ile ilgili Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda yer alan çoğaltma, umuma arz, dağıtım yetkilerinin elektronik iletişim açısından yeniden gözden geçirilmesi; bu konuda WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı) tarafından hazırlanan iki uluslararası Antlaşmaya (Telif H
akları Sözleşmesi ile İcracı Sanatçı ve Fonogram Yapımcıları Antlaşması) taraf olunması; kopyalamayı önleyici teknolojik araç ve bilgiler ile ilgili hükümlerin yukarda sözü edilen Kanuna ilavesi,Halen yürürlükte olan 70 yıllık genel koruma süresine nazaran, daha kısa süreli koruma sağlayan, sui-generis (kendine özgü) nitelikli bir veri tabanı korumasının gerekliliğinin tartışılması,
12. Elektronik ticaret ortamında, haksız rekabet, aldatıcı içerik ve reklamların irdelenmesi,
13. Vergileme ilke ve kurallarının elektronik ticaret dikkate alınarak gözden geçirilmesi; ancak, vergileme konusundaki yaklaşımın, elektronik ticarete ilişkin ulusal politikanın belirlenmesinden sonra saptanması,
Elektronik ticaret ortamının vergi denetimini güçleştirmesi nedeniyle, muhtemel vergi geliri kayıplarının telafisi için, iletişim teknolojisinin sunduğu olanaklardan da yararlanılarak yeni denetim yöntem ve tekniklerinin geliştirilmesi,
14. İşyeri muhasebe kayıtlarında, elektronik ticaretin ayrı bir kalem olarak tutulmasını sağlayıcı düzenlemeler yapılması,
15. Gümrüklerle ilgili olarak, fiziksel teslimin ucuz, kolay ve zamanında yapılmasını sağlayan tedbirlerin üzerinde durulması; Kyoto Sözleşmesi (Uluslararası Gümrük İşlemlerinin Basitleştirilmesi ve Uyumlaştırılması Sözleşmesi) ile ilgili çalışmaların yakından izlenmesi,
16. Ürünlerin sanal teslimi konusunda DTÖ (Dünya Ticaret Örgütü) nezdinde başlatılan elektronik ticaret ve gümrükleme çalışmalarının yakından izlenmesi,
17. İnternette kullanılan, birinci derece jenerik ve ülkeler ile ilgili alan isimlerinde uluslararası düzeydeki gelişmelere uyumlu temel ilkelerin saptanması, bu ilkelerin, ikinci derece alan ismi tahsisi yapan kurum veya kuruluşlar tarafından gözetilmesinin temini,
17.1. İkinci derece alan isimlerinin tahsisi konusunda serbest rekabet ilkesinin benimsenmesi halinde, isim tahsisleri ile ilgili ilkelerin belirlenmesi, ikinci derece alan isimlerinin marka olarak tescili hususu ve bu tescilin tâbi olacağı şartların belirlenmesi,
17.2. Marka ve ticaret adları ile ikinci derece alan isimleri arasında çıkacak uyuşmazlıkların çözüm yeri, şekli ve ikinci derece alan isimlerinin devri ile ilgili kuralların belirlenmesi; marka, işletme adı ve unvanına ait veri tabanlarının kamuya açılması; özellikle markalar konusunda ulus
lararası bir çözüm arayışının gerekliliği ve ülkemizin bu hususu yakından izlemesi,18. Kamu alımlarında elektronik ortamın kullanımı ve kapsamı konusunda yasal ilkelerin saptanması,
19. Geleneksel ticarete taraf olan kişi, kurum ve kuruluşların mevcut yasal statüleri ve fiili durumlarının, elektronik ticaret gerekleri çerçevesinde yeniden düzenlenmesi hususlarının dikkate alınması gerekmektedir.
Teknik yapılanma ve bu konudaki gelişmeler hukuki düzenlemelerin alt yapısını oluşturduğundan; teknolojik açıdan ulaşılan düzeye bağlı olarak kuralların tespiti ve bu tespitin durağan olmayan bir biçimde yapılması, hukuki çalışmaların sürekliliğine temel oluşturacaktır.
Devlet tüm bu hukuki düzenlemeleri yaparken, özel sektörün de, kendi otokontrol mekanizmasını ve ilkelerini saptayarak uygulaması, elektronik ticaretin güvenli ve sağlıklı işlemesinde önemli bir etken olacaktır.
2. ELEKTRONİK TİCARET HUKUK ALTYAPISI
(TEMEL UNSURLAR; BİLGİNİN GİZLİLİĞİ, BÜTÜNLÜĞÜ VE KİMLİK BELİRLEME)
2.1. Elektronik İmza, Onay Kurumu ve Sözleşme Oluşumu
2.1.1. Elektronik İmza
Elektronik ticaretin gelişebilmesi ve kullanıcılar tarafından benimsenebilmesinin ilk şartı; açık ağ sistemine duyulan güvenin sağlanmasıdır. Bu açıdan; taraflar arasında iletilen bilginin gizliliği, bütünlüğü ve tarafların kimliklerinin doğruluğu kurulacak olan teknik ve yasal altyapı ile garanti edilebilmelidir. Söz konusu şartlar, elektronik imza ile sağlanabilmektedir. Bu nedenle, elektronik ticaretle ilgili çalışmalarda ileri bir çok ülkenin yasal düzenlemelerde önceliği elektronik imza mevzuatı çalışmalarına vermeleri bir rastlantı değildir. Elektronik imza yasaları halen Almanya, Singapur gibi ülkeler ile ABD’nin birçok eyaletinde uygulanmaktadır.
Elektronik imza; bir bilginin üçüncü tarafların erişimine kapalı bir ortamda, bütünlüğü bozulmadan (bilgiyi ileten tarafın oluşturduğu orijinal haliyle) ve tarafların kimlikleri doğrulanarak iletildiğini elektronik veya benzeri araçlarla garanti eden harf, karakter veya sembollerden oluşmuş bir seti ifade eder. Bu tanımda kullanılan “bilgi” sözcüğü, herhangi bir elektronik ortamda yaratılan, iletilen ya da depolanan ve daha sonra yeniden kullanılabilir şekilde geri çağırılabilen her türlü bilgiyi içermektedir. Elektronik imza, günümüz teknolojisinde çeşitli şekillerde olabilmektedir. Halen kullanılan imza dosyaları, biyometri tekniği (kullanıcının parmak ya da el izi, göz retinası vb. kişiye has özellikler) ile oluşturulan imzalar ve sayısal imzalar en çok bilinen ve tartışılan elektronik imza çeşitleridir.
Sayısal imza; elektronik imzanın özel bir çeşidi olup, bir anahtar çifti (açık ve gizli anahtarlar) ile elektronik ortamda iletilen veriye vurulan bir mühürdür. Sayısal imzalar göndericinin kimliğinin açık ve net bir biçimde teyidini, elektronik dokümanın orijinalliğini ve güvenilirliğini mümkün kılar. Gönderici için ve mesajın gönderildiği taraf için tek olan sayısal imzalar doğrulanabilir ve inkar edilemez.
Sayısal imzada amaç; elle imza atma işlemini elektronik ortamda yapabilmek için zemin yaratmaktır.
Sayısal imzanın işlevi; elektronik ortamda aslından ayrılamayan sahte imzayı ve orijinal dokümanların değiştirilmesini önlemektir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 28 Mayıs-14 Haziran 1996 tarihleri arasında New York’ da yapılan 29. Toplantısında Elektronik Ticarete ilişkin Model Kanun ve konuya ilişkin Yasal Rehber’in kabul edilmesinden sonra, “sayısal imza ve onay makamları (certification authorities)” ile ilgili olarak diğer ülkelerin mevcut düzenlemelerinden de yararlanılmak suretiyle taslak bir metin hazırlanmıştır. Söz konusu Taslak’ta elektronik imza konusunda aşağıdaki hususlara yer verilmiştir.
İmza; “kimliğini ve ekli bilgiye onay verildiğini göstermek niyetiyle bir kimse tarafından (veya onun namına) kullanılan herhangi bir işaret veya kabul edilen herhangi bir güvenlik usulüdür.”
Elektronik imza; “kimliğini ve mesaj içeriğine onay verildiğini göstermek niyetiyle bir kimse tarafından (veya onun namına) mesaja eklenen veya mantıksal olarak mesaja bağlı olan elektronik bilgidir.”
Güvenli Elektronik İmza; “Taslağın 4 ve 5. Maddelerine uygun sayısal imza ya da bir güvenlik usulü aracılığıyla belirli bir kişiye ait olduğu tespit edilebilir elektronik imza ya da olayın özelliğine göre ticari ilişkiler çerçevesinde makul görülen ve taraflarca daha önce ka
rarlaştırılan ve uygulanan elektronik imzadır.”Güvenli imzanın standart özellikleri, Taslak’ta şu şekilde özetlenmiştir;
a) Teklik: Elektronik imzaların birbirinden farklı olması anlamına gelmektedir. Ya parmak izi, retina taraması gibi biyometrik yöntemlerle ya da çift anahtar kullanımıyla teklik şartı yerine getirilebilmektedir.
b) Kimlik Tespiti: Elektronik imza sahibinin kimlik tespitinni sağlanması anlamına gelmektedir. Bu tespitin çabuk, nesnel ve otomatik olması özellikleri üzerinde durulmaktadır.
c) Güvenilirlik: Elektronik imzayı kullanan olarak kimliği tespit edilen kişinin gerçekten mesajı imzalamış olması anlamına gelmektedir. Üçüncü bir güvenilir kişinin (Trusted Third Party), örneğin onay makamının süreç içerisinde üstelendiği görevin önemi ve yararı belirtilmektedir.
d) Bağlantı; mesajla imza arasında bağlantı olması anlamına gelmektedir. Mesaj değiştiğinde, elektronik imza geçersiz hale gelmelidir.
Sayısal imza;
Bu konuda Taslak’ta iki değişik tanım mevcuttur:
1- Sayısal imza, mesaj özetleme fonksiyonu ve asimetrik şifreleme sistemi yardımıyla bir veri mesajının dönüştürülmesinden teşekkül eden bir tür elektronik imzadır. Bu şekilde dönüşüme uğramamış ilk mesaja ve imzacının açık anahtarına sahip bir kişi dönüşümün imzacının açık anahtarına denk gelen açık anahtarıyla gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini ve dönüşümden sonra ilk mesajın değişip değişmediğini kusursuz olarak tespit edebilir.
2- Sayısal imza; veri mesajına eklenen sayısal (bilgisayarlarca kullanılan ikili sistem açısından) değerdir. İmzacının gizli şifreleme anahtarına bağlı matematiksel bir usul kullanılarak, bu sayısal değer yalnızca imzacı tarafından üretilebilmektedir. Bu matematiksel usul açık anahtarla şifreleme esasına dayanmaktadır. Bu matematiksel usuller bir veri mesajına uygulandığında mesajı dönüştürmekte ve mesajı alan taraf imzacının açık anahtarını bildiğinden, dönüşümün imzacının açık anahtarına karşılık gelen gizli anahtarıyla gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini ve dönüşümden sonra orijinal mesajın değişip değişmediğini kusursuz olarak tespit imkanına sahip olmaktadır.
Eğer veri mesajı, bir onay makamı tarafından verilen bir sayısal imza sertifikasının geçerlilik süresi içinde imzalanmışsa, bu sayısal imza güvenli elektronik imza olarak kabul edilmektedir.
Taslak’ta yer alan ve elektronik imzaya ilişkin olarak aksi ispat edilene kadar geçerli olan karineler ise şunlardır:
a) Elektronik imza mesaja eklendiği andan itibaren mesaj değişmemiştir.
b) Elektronik imza ilgili şahsın imzasıdır.
c) Elektronik imza, imza sahibi tarafından mesajı imzalamak amacıyla mesaja eklenmiştir.
Teknolojik gelişmeler ya da diğer sebeplerle, elektronik imzanın doğrulanması için kullanılan bir usulün genel olarak güvenilir olmadığını gösteren deliller mevcutsa veya taraflarca kararlaştırılan güvenlik usulünün güvenli bir şekilde uygulanmadığına işaret eden deliller mevcutsa yukarıda sayılan karinelerin aksi ispat edilebilmektedir.
İspat hukuku açısından, elektronik imzalı mesajı alan ya da güvenen taraf karineye dayanacak, ispat yükü ise elektronik imza sahibi üzerinde olacaktır.
Elektronik imzanın aidiyeti konusunda aşağıdaki hüküm üzerinde anlaşmaya varılmıştır;
“Güvenli bir elektronik imzanın yetkisiz olarak kullanıldığı ispat edilmedikçe, imzalayan olarak görünen taraf ile güvenen taraf arasında, güvenli bir elektronik imzanın, imzalayan olarak görünen tarafa ait olduğu kabul edilir.”
Güvenli bir elektronik imzadan doğan sorumluluk şu şekilde ifade edilmiştir; “Yetkisiz bir elektronik imza kullanımıyla ilgili olarak, imzaya yetkili taraf, muhatabın böyle bir mesaja güvenmesini engelleyici makul bir özen göstermemişse, ortaya çıkan zararı tazmin etmekle yükümlüdür. Ancak güvenen taraf, uygun bir üçüncü şahıstan bilgi almışsa veya imzanın ilgili şahsa ait olmadığını biliyorsa yada bilmesi gerekiyorsa sorumluluk ortadan kalkar.”
Taslak’ta ayrıca, ülkelerin; “Aksi yasa ile belirlenmediği sürece, bir elektronik imza, bir yazının imzalanması için kullanılabilecek olup, yazılı bir imza ile aynı güce ve etkiye sahip olacaktır.” şeklinde bir yasal düzenlemeyi de yapmaları önerilmektedir.
Sayısal imza, birbirlerine karşılık gelen ve bir başka benzeri olmayan açık ve gizli anahtarların eşleşmesi ile tamamlanmakta ve uygulanmaktadır. Açık anahtarlar (public key), herkesce bilinir ya da bir veri tabanından (telefon rehberi gibi) ulaşılabilir. Gizli imza anahtarlarının, onay makamları tarafından saklanması konusunda henüz uluslararası bir görüş birliği oluşmuş değildir. Gizli imza anahtarları ve şifreleme, suç faaliyetlerinin gizlenmesine imkan tanıyabilmekte ve devletlerin yürütme (vergilendirme dahil) ve yargılama yeterlilikleri konusunda endişeler oluşturmaktadır. Bazı devletlerin yaklaşımı, şifreleme yöntemlerinin kullanımının kısıtlanması ve devletin gizli imza anahtarlarına erişiminin sağlanma
sı yönündedir. Diğerleri, şifreleme kullanımının sınırlandırılmaması gerektiğine, gizli imza anahtarlarının üçüncü kişilerin erişiminin sisteme olan güveni azaltacağına inanmaktadır. Bu konuda hakim bir görüş olmayıp, devletler kendi tercihlerin e göre düzenlemeler yapmaktadır.Değişik ülkelerdeki uygulamaların birbirleri ile uyumunun sağlaması amacıyla, her ülkedeki açık anahtar uygulamasında aşağıdaki hususların belirlenmesi gerektiği öngörülmektedir.
1. Açık anahtar veri tabanı ile ilgili kurumların hiyerarşisi, sayısı ve statüsü,
2. Sadece açık anahtar veri tabanına sahip belirli yetkililerin şifreli çift anahtarı düzenleyip düzenleyemeyecekleri veya bu anahtar çiftinin kullanıcılar tarafından düzenlenip düzenlenemeyeceği,
3. Şifreli çift anahtarın geçerliliğini onaylayan onay makamlarının kamu kuruluşu olarak mı yoksa özel teşebbüs olarak mı faaliyet gösterecekleri,
4. Onay makamlarına yetki verme işleminin Devlet tarafından lisans verme biçiminde mi, yoksa akredite edilme şeklinde bir yöntemle mi olacağı,
5. Resmi kurumlara, şifrelenmiş bilgilere ulaşım konusunda verilecek yetkinin kapsamı ve sınırları.
2.1.2. Türk Hukukunda İmzaya İlişkin Hükümler:
Türk hukukunda, imzaya ilişkin hükümler Borçlar Kanununda düzenlenmiş bulunmaktadır.
Söz konusu Kanunun 13 üncü maddesinde;
“Tahriri olması icap eden akitlerde, borç deruhte edenlerin imzaları bulunmak lazımdır.
Hilafı kanunda yazılı olmadıkça imzalı bir mektup veya aslı borcu üzerine alanlar tarafından imza edilmiş olan telgrafname tahriri şekil makamına kaim olur.” hükmü yer almaktadır.
Aynı Kanun’un “İmza” başlıklı 14 üncü maddesinde;
“İmza üzerine borç alan kimsenin el yazısı olmak lazımdır.
Bir alet vasıtasıyla vazolunan imza, ancak örf ve adetçe kabul olunan hallerde ve hususiyle çok miktarda tedavüle çıkarılan kıymetli evrakın imzası lazım geldiği takdirde kafi addolunur.
Amaların imzaları usulen tasdik olunmadıkça yahut imza ettikleri zaman muamelenin metnine vakıf oldukları sabit olmadıkça onları ilzam etmez.” hükmü bulunmaktadır.
Ayrıca, aynı Kanun’un “İmza Makamına Kaim Olacak İşaretler” başlıklı 15 inci maddesinde de;
“İmza vaz’ına muktedir olmayan her şahıs, imza yerine usulen tasdik olunmuş ve el ile yapılmış bir alamet vazetmeye, yahut resmi bir şahadetname kullanmaya mezundur. Kambiyo pol
içesine müteallik hükümler mahfuzdur” denilmektedir.ÖNERİ
Borçlar Kanunu’na göre imzanın, borçlunun el yazısı ile olması zorunludur. Bu durumda, bir elektronik kayıt (belge) altında yer alan elektronik imza, mevcut mevzuatımıza göre imza olarak kabul edilmeyecektir. Dolayısıyla, elektronik ortamda bulunan ve elektronik imza ile imzalanmış belgelerin hukuki bir geçerliliği bulunmayacaktır.
Elektronik imzalarla ilgili yasal düzenlemenin yapılması durumunda, elektronik ortamda düzenlenmiş belgelere yasal geçerlilik sağlanması mümkün olabilecektir. Dolayısıyla “yazılı” ve/veya “imza” ile ilgili yasal gereklilikler “elektronik dokümanlar” ve “elektronik imza” yoluyla da yerine getirilecektir. Sayısal imzalar, elektronik dokümanların güvenliğini sağlayacak ve böylece bunlar, göndericinin kimliğinin teyit edilmesini sağlamaları yanında, iletişim sürecinde veya daha sonra değiştirilemeyeceklerdir.
Buna göre, elektronik ortamlarda bilgi alışverişi üzerine kurulmuş bulunan elektronik ticaret sisteminin ülkemizde gelişmesi ve yasal bir zemin üzerinde uygulanabilmesi için, öncelikle elektronik imzaya hukuki bir geçerlilik kazandıracak yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Elektronik imza hukuken geçerli olduğunda, bu şekilde imzalanan ticari değeri olan ya da olmayan elektronik belgeler hukuki yükümlülük doğurabilecek, sisteme duyulan güven artacak ve kullanıcının sistemden beklentileri karşılanabilecektir.
2.2. Onay Kurumu
Mesaj gönderici ve alıcıların kimliklerinin belirlenmesi için üçüncü kişi veya kurumlarca sayısal sertifika düzenlenmesi gereklidir. Bu sertifikaları düzenleyen kurumlar, “Sertifikasyon Otoritesi”, “Onay Makamı” ya da “Onay Kurumu” olarak adlandırılmaktadır. Sertifika, Onay Makamı tarafından düzenlenerek, sayısal olarak imzalanır. Sertifikaya
ilişikin olarak genel kabul gören tanımlamalar aşağıda verilmektedir.Sertifika; kullanıcı ismi ile onun açık anahtarını ihtiva eden ve gizli anahtarının kullanıcıya ait olduğunu doğrulayan elektronik dokümandır.
Alman Sayısal İmza Yasası’na göre “Sertifika”; resmi imza anahtarının gerçek bir kişiye ait olduğunu gösteren, üzerinde sayısal imza bulunan sayısal bir onay ya da doğrudan imza anahtarı sertifikasına atfen başka özel bilgileri içeren özel bir sayısal onaydır.
ABD, Florida Eyaleti Elektronik İmza Kanununda sertifika ile ilgili olarak aşağıdaki tanımlama yapılmıştır;
“Sertifika;
a) Onay makamını tanımlayan,
b) Taahhüt edeni tanımlayan,
c) Taahhüt edenin açık anahtarını içeren,
d) Onay makamınca sayısal olarak imzalanmış olan,
bilgisayar esaslı bir kayıt anlamına gelir.”
Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonunun, Elektronik Ticaret Çalışma Grubunun, Elektronik İmzalar konusunda hazırladığı Yeknesak Kurallar Taslağı’nda, sertifikalarda bulunması gereken hususlar şu şekilde tespit edilmiştir;
-Onay makamı,
-Sertifika sahibinin kimliği ,
-Sahibinin kontrolü altındaki gizli anahtara karşılık gelen açık anahtar,
-Geçerlilik süresi,
-Onay makamının sayısal imzası.
Onay makamı, kullanıcılara sertifika dağıtımı yapan kurumdur. Hiyerarşik olarak onay makamları kendi sertifikalarını imzalar ve onaylar.
Onay makamı, ilgili devlet tarafından, sayısal imza kullanımı için şifreleme anahtarlarıyla ilgili sertifikalar ihraç etmek üzere yetkilendirilmiş kişi ya da kurum olarak tanımlanmıştır.
Onay makamlarının hukuki statüleri konusunda halen iki çeşit uygulama mevcuttur;
1- ABD de olduğu gibi birden fazla sayıda özel kurumun ya da
2- Ülkelerin onay makamı olarak belirlediği resmi makamların sayısal sertifikalar ihraç etmesi.
Uluslararası düzeyde, onay makamlarının özel kurumlardan veya resmi kurumlardan oluşturulması konusunda genel kabul görmüş bir yaklaşım olmadığından, bu husus ülkelerin tercihlerine bırakılmaktadır.
Bazı ülke uygulamalarında, onay kurumları hiyerarşik olarak tepede yer alan tek bir onay kurumuna bağlı olmakta ve üst onay kurumunca akredite edilmektedir. Bazılarında ise onay kurumları arasında herhangi bir hiyerarşi bulunmamakta, birbirlerini akredite eden onay kurumları eşit şartlarda faaliyet göstermektedir. Bu iki uygulama arasındaki tercihi de ülkeler kendileri yapmaktadırlar.
ABD, Florida Eyaleti Elektronik İmza Kanununda onay makamı sertifikayı düzenleyen kişi olarak tanımlanmıştır. Ayrıca onay makamları, elektronik ticaret yoluyla yapılan ticari işlemlerin yeterli bütünlüğe, güvenliğe, gizliliğe ve denetlenebilirliğe sahip olmasını sağlamak için kontrol işlemleri ve prosedürleri getirilmesinden ve uygulamaya konulmasından sorumlu tutulmuştur.
Alman Sayısal İmza Yasasında ise onay makamı; resmi imza anahtarlarının gerçek kişilere ait olduğunu tasdik eden ve bu konuda yetkisi bulunan gerçek veya tüzel kişi olarak tanımlanmıştır. Söz konusu Yasa’da onay kurumları hakkında aşağıdaki hususlar yer almaktadır:
-Onay makamının faaliyet gösterebilmesi için, yetkili makamın vereceği lisansa gereksinimi vardır. Bu lisans kendilerine başvuru üzerine verilmektedir. Kontrol, denetim, yasaklama ve çalışmaların durdurulması, lisansların geri alınması ya da iptal edilmesi yetkileri yetkili makama ait olacak şekilde düzenlenmiştir.
-Onay makamı, sertifika için başvuran kişilerin kesin kimlik tespitini yapar. Onay makamı ayrıca, imza anahtarı sertifikası yardımı ile bir açık imza anahtarının, tanımı yapılan kişiye ait olduğunu onaylar, kamuya açık telekomunikasyon kanalları aracılığı ile duyurur ve imza anahtarı sahibinin onayı ile geri çekme olanağı sağlar.
-Onay makamı, sertifikalardaki verilerin fark edilmeden taklit edilmesi ya da tahrif edilmesini önlemek için gerekli tedbirleri alır. Onay makamı aynı şekilde gizli imza anahtarlarının mahremiyetini korumak için de gerekli tedbirleri alır. Gizli imza anahtarları onay makamı tarafından saklanamaz.
-Onay makamına, kullanıcıları daha emniyetli sayısal imza ve güvenlik kontrollerine katkıda bulunmak için alınacak gerekli tedbirler vb. konularda bilgilendirme yükümlülüğü de verilmiştir.
-Onay makamı, kişisel bilgileri ancak doğrudan ilgili kişiden ve sertifikasının amacı doğrultusunda gerekli ölçüde toplayabilmektedir. Kimlik bilgileri ya da özel bilgiler ancak sınırlı durumlarda res
mi mercilere verilebilmektedir.2.3. Yetkili Makam:
Yetkili makam, onay makamlarının çalışabilmesi için gerekli lisansı veren makamdır. Alman Sayısal İmza Yasasına göre, yetkili makam verdiği sertifikaların kamuya açık telekomunikasyon kanalları aracılığı ile her zaman ve herkes için açık bir hale getirilip kontrol edilme olanağını sağlar. Yetkili makamın, onay makamları üzerinde kontrol ve denetim yetkisi bulunmaktadır. Ayrıca, verilen hizmetler için bir bedel talep edilmektedir.
Onay kurumları, sayısal imzayı oluşturan açık anahtarları saklamak ve talep edildiği takdirde açıklamakla sorumlu olmakla birlikte (telefon rehberi ya da aboneler servisine benzer bir mekanizma), yine onay kurumlarınca sağlanan gizli anahtarların saklanıp saklanmayacağı konusu hal
en tartışma yaratmaktadır. Bir görüşe göre, onay kurumlarının gizli anahtarları sağladıktan sonra saklaması, elektronik ticarette bilginin gizliliği prensibine aykırıdır. Bir diğer görüşe göre ise, gizli anahtarların güvenli ortamlarda saklanması ve ulusal güvenlik amaçlı kamu birimleri (Savunma Bakanlığı, İstihbarat Örgütleri gibi) tarafından gerek duyulduğunda erişilebilmelerinin sağlanması gereklidir. Bu konuda henüz bir uluslararası fikir birliği oluşturulmuş değildir.ÖNERİ
Bu konuda uluslararası platformdaki tartışmalar sonuçlandırılmamış olmakla birlikte, en üst seviyede bir yetkili makam (üst onay makamı) tarafından belirlenen koşullarda hizmet veren ve bu koşullara uygun hareket etmekle sorumlu olan bağımsız, özel onay makamlarından oluşturulmuş bi
r yapı kurulmasında yarar görülmektedir. Onay makamlarınca yerine getirilecek işlevler (kimlik doğrulama ve sayısal imza anahtarı bilgilerinin saklanması) elektronik ticaretin gelişmesi açısından son derece önemli olmakla birlikte, onay makamlarının kişisel bilgilere ve taraflarca yapılacak iletişime ulaşma olanağı sağlayacak bilgileri bünyelerinde barındırmaları söz konusu olduğundan, onay kurumları sisteminin dikkatle ele alınıp düzenlenmesinde yarar görülmektedir. Elektronik ticaretin gelişmesinde özel sektör öncülüğü ilke olarak benimsendiğinden, üst onay makamının idari altyapısında özel sektör temsilcilerine de yer verilmesini sağla yacak bir yarı kamusal statü de düşünülmelidir.Sisteme duyulan güveni azaltma endişesi yaratacak olmakla birlikte, kamu güvenliğini gerektiren durumlarda ya da suç örgütlerinin ve benzeri gizli faliyetlerin izlenmesinde istihbarat amaçlı olarak, bazı yetkili devlet birimlerinin kullanıcıların gizli anahtarlarına ulaşabilmelerine imkan tanıyan bir yasal altyapı oluşturulabil
ir. Ancak, bu tür istisnai uygulamalar dikkatle düzenlenmeli ve mümkün olduğu kadar sınırlı tutulmalıdır. Diğer taraftan, böyle bir uygulamanın gerçekleşebilmesi için, kullanıcılara ait gizli anahtarların onay makamlarının veri bankalarında saklanması gerekecektir. Bu durumda, onay makamlarının ya da söz konusu veri bankasına ulaşabilecek yetkisiz tarafların kişisel bilgilere ve her türlü elektronik iletişime erişmeleri tehlikesi ortaya çıkacaktır. Bu tür izinsiz erişimlerin önlenebilmesi için gerekli tedbirler mutlaka sisteme eklenmeli ve caydırıcılık sağlanmal ıdır.3. Elektronik Ticarette Sözleşme Oluşumu
3.1. Mevcut Mevzuat
Borçlar Kanunu’nun 1 inci maddesinin 1 inci fıkrasına göre bir sözleşmenin kurulması için tarafların birbirine uygun olarak karşılıklı irade açıklamasında bulunması gerekir.
Sözleşme, hukuki bir bağı kurmak, değiştirmek veya ortadan kaldırmak üzere iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun olarak irade beyanlarının birleşmesi ile oluşur.
Gerek Borçlar Kanunu’nun anılan maddesinden, gerekse sözleşme tanımından bir sözleşmenin kurulabilmesi için bazı şartların olması gerektiği sonucuna ulaşılabilir. Bu şartlar, sözleşme tarafları, irade beyanlarının birbirine uygunluğu ve irade beyanlarının karşılıklı olmasıdır.
Bir ticari sözleşmenin kurulması için yukarıda anılan şartlar elektronik ticaret için de geçerlidir. Kişinin elektronik bir imza ile göndermiş olduğu sözleşme yapma teklifi icap, muhatabın bu teklifi kabul ettiğini elektronik ortamda iletmesi ise kabuldur. Muhatabın elektronik ortamda gönderdiği kabul beyanının icapcıya ulaşması ile ticari bir sözleşme kurulmuş olur. Kabul beyanının muhatap tarafından gönderildiği anda, ticari sözleşme hükümlerini doğurmaya başlar. Ancak, kabul beyanının icapcıya ulaşması ile gönderilme anı arasında pek uzun bir zaman geçmediğinden, kural olarak elektronik ortamda yapılan bir sözleşmenin kurulması anı ile hüküm ve sonuçlarını doğurmaya başladığı tarih aynı tarihtir. Ancak icapçının, muhatabın kabul beyanını gönderdiği zamanda çeşitli sebeplerle (izin, hastalık vb. benzeri) kabul beyanını aynı gün öğrenememesi mümkün dür. Bu takdirde, kabul beyanının icapcı tarafından öğrenilmesi ile akit kurulacak, muhatap tarafından kabul beyanın gönderildiği tarihte ise ticari sözleşme hükümlerini doğurmaya başlayacaktır.
3.2. Avrupa Birliği Düzenlemelerinde Sözleşmelerin Görüşülmesi ve Sonuçlandırılması
Avrupa Birliği bu konuda son dönemde, uzaktan görüşülerek hazırlanan sözleşmeler üzerine bir direktif, tüketici sözleşmelerindeki haksız maddeler ve yanlış raklamla tüketicileri yanıltma üzerine bir dizi yatay direktif ve tüketici kredileri, seyahat paketleri konusunda da sektörel bazı direktifleri kabul etmiştir. Bu sayede tüketicilere elektronik ticarette de uygulanabilecek asgari düzeyde koruma sağlanmaktadır.
Birlik üye ülkelerin sözleşme biçimleri ve uygulanması ile ilgili düzenlemelerinin elektronik ticaret ortamına uygun olmadığını ve elektronik ortamda yapılan sözleşmelerin uygulanabilirliği ve geçerliliği konusunda belirsizlikler doğurduğunu belirtmektedir. Örneğin, yazılı döküman ve el yazısı ile imza atma kuralı ve kanıtlama koşulları elektronik dokümanlara uygulanamamaktadır. Komisyon Tek Pazar içinde elektronik sözleşmelerin yasal olarak tanınmasını engelleyen düzenlemelerin nasıl azaltılabileceğine veya tamamen kaldırılabileceğine yönelik çalışmaları başlatmıştır. Konunun tüketici boyutunun ise, Bilgi Toplumunun Tüketici Boyutu Dokümanı (Communication on the Consumer Dimension of the Information Society) içinde ele alınması düşünülmektedir.
Yine hesaba geçme, hesaplama ve denetim kurallarının da elektronik ticarete göre değiştirilmesi gerekecektir. Elektronik faturaların hiç kağıt kopya olmadan doğrulanması gerçekleştirilmek zorundadır. Komisyon, üye devletlerle Tek Pazar’ın ortak uygulamalarının belirlenmesi için görüşme kararı almıştır.
4. Elektronik Noter ve Zaman Kaydı
4.1. Elektronik Noter
Elektronik ticarette, onay kurumlarının yanısıra gerçekleştirilen ticari işlemi geleneksel noterlik sistemine benzer şekilde onaylayan, işlemin zaman boyutuna geçerlilik kazandıran elektronik noterlik gibi bir mekanizmanın oluşturulması söz konusu olabilecektir. Zira, elektronik ortamdaki bilgilerin doğruluğunun kanıtlanması için belgeleme yetkililerine de gereksinim vardır.
Güvenli teknolojiler, şifreleme ve bunları destekleyecek düzenleyici ortam, elektronik işlemlerde firma ve müşterilerin güvenini kazanmak için temel teşkil edecektir. Bireyleri ve kurumları elektronik ortamdaki işlemlere hukuken bağlayan elektronik imzalar ve elektronik simgelem
eler, destekleyici belgeleme mekanizmaları olmadan fazla bir anlam ifade etmezler. İşlemler ve işlem yapan taraflar hakkındaki bilgilerin doğruluğunun bağımsızca kanıtlanması ve bilgilerin gerçek dünyada olduğu gibi belgelenebilmesi için elektronik dünyanın kendi yöntemlerine gereksinimi vardır.Bir işlem içinde yer alan taraflara ait bilgilerin doğruluğunu kanıtlamak için güvenilir bir üçüncü şahıs olarak hareket edecek bir yetkiliye ihtiyaç vardır. Bir doğrulama yetkilisi, gerçeklere dayanan bir bilginin teyit edilebilir olup olmadığını tespit etmek için, bağımsız güvenilir bir araç olarak rol oynayabilir. Elektronik noter, elektronik işlemlerde güvene bir baz teşkil etmek açısından en az altı tipte bilgiyi doğrulayabilmelidir; tanımlama ve kayıt, kullanı
cı özellikleri, standartlara uygunluk, yapılan işlem için yetki, işlemsel bilgi veya tatbik edilebilir yasalar.Durumun özelliği, elektronik noterlerin uluslararası karşılıklı çalışabilirliğini ve karşılıklı tanınmasını gerektirmektedir. Bilginin doğruluğunu onaylayan oluşumların sorumluluklarına açıklık getirirken gerekli dikkat gösterilmelidir. Doğrulama işlemi büyük miktarlarda veri oluşturabileceği için, gizlilik ve kişisel veriler ile ilgili önemli noktalar gözden geçirilmelidir.
4.2. Zaman Kaydı
Alman Sayısal İmza Yasası’nda, onay makamlarına talep üzerine sayısal bilgilere bir zaman kaydı verme yetkisi de tanınmıştır. Yasada yapılan tanımlamaya göre zaman kaydı; sertifika veren mercinin kendisine gelen özel sayısal verilerin geliş zamanını belgeleyen, üzerinde sayısal imza bulunan sayısal bir onaydır.
ÖNERİ
Elektronik noter sistemi; kurulacak olan onay kurumlarına noterlik yetkisi verilerek, mevcut noterlik sistemi içerisinde düzenlenerek ya da yeni ve ayrı bir elektronik noterlik altyapısı hazırlanarak düzenlenebilir. Mevcut noterlik mevzuatında elektronik işlemleri kapsayan bir düzenleme mevcut değildir. Kurulacak olan elektronik noterlik sisteminde yabancı şirketlere de yetki verilmesi hususu ile elektronik noterlerin yetkilerinin sınırları bu konuda uluslararası uygulama ve düzenlemeler de göz önünde bulundurularak dikkatle değerlendirmelidir.
5. Kanunlar İhtilafı
Elektronik ticaret, doğası gereği ülkeler arasındaki fiziki sınırları kaldırdığından kullanıcılar için sonsuz ticari imkanlar sunmaktadır. Bununla birlikte, ülkeler arasındaki sınırların kalkıyor olması yasaların uygulanması açısından sorun yaratabilecektir. Değişik ülke vatandaşlarının elektronik ortamdaki ticari ilişkilerinde hangi ülke yasalarının uygulanacağı konusu halen tartışma yaratan konulardan biridir. Elektronik ticarette doğacak kanunlar ihtilafı sorunlarının da geleneksel olarak yapılan ticarette doğan kanunlar ihtilafı sorunlarına benzer şekilde çözümlenmesi gerekmektedir.
6. Mevcut Mevzuat
Ticaret Kanununa göre iki grup ticari iş bulunmaktadır. İlk grubu; Ticaret Kanununda düzenlenen hususlar, ikinci grubu ise ticari işletmeyle ilgili diğer bütün muamele, fiil ve işler oluşturmaktadır.
6.1. Ticaret Kanununda düzenlenen hususlar
Ticaret Kanununda düzenlenen hususlar esas itibariyle ticari işletme ile ilgili hususlardır. Ancak, ticari işletmeyle ilgisi bulunmasa bile sadece Ticaret Kanununda düzenlendiği için ticari sayılan hususlar da bulunmaktadır. Örneğin, ticari senetler ile geçici olarak eşya veya yolcu taşımada (TK. m. 763) veya tacir olmayan şahıslar arasında yapılan cari hesap sözleşmelerinde (TK. m. 87) de Ticaret Kanununun ilgili hükümleri uygulama alanı bulmaktadır.
Ticaret Kanununda ticari işletme ve sözleşmelerin yanısıra, haksız fiil sayılan bazı hususlar da düzenlenmiş bulunmaktadır. Haksız rekabet (m. 55-56), çatma (m. 1216-1221) ve ticaret şirketlerinde ortakların veya uzuvların haksız fiilleri dolayısı ile şirketlerin sorumluğu hakkındaki hükümler (m. 177, 256, 321, 489, 321, 542) haksız fiillere örnek olarak verilebilir.
6.2. Ticari işletmeyle ilgili diğer bütün muamele, fiil ve işler
Bu ifadeden ticari işletmeyle ilgili haksız fiilerin de ticari iş sayılacağı anlamı çıkmaktadır.
Bu ifadelerden başka, Ticaret Kanununun 21 nci maddesinin 2 nci fıkrasına göre bir taraf için ticari sayılan bir iş sözleşmeyle ilgili bir konu değil ise karşı taraf bakımından adi bir iş sayılacağı, ancak sözleşmeye dayanan bir iş ise kanunda aksine bir hüküm olmadıkça diğer taraf için de ticari iş sayılacağı belirtilmiştir.
Yabancılık unsuru taşıyan ticari işlerden dolayı çıkabilecek ihtilaflar eğer bir ticari sözleşmeye dayanıyor ise bu taktirde hangi ülke hukukunun uygulanacağı pek bir sorun oluşturmaz. 20.5.1982 tarih ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 24 üncü maddesi; irade serbestisi ( akit tarafların aralarında yaptıkları akdi belli bir hukuka tabi tutabilme yetkisi) ilkesinden hareketle tarafların aralarında yaptıkları ticari sözleşmeye uygulanacak hukuku açık bir şekilde seçebileceklerini hükme bağlamış bulunmaktadır. Tarafların ticari sözleşme için seçtikleri hukuk, Türk hukuku olabileceği gibi yabanci bir hukuk da olabilir. Taraflar açık bir şekilde bir hukuk seçmedikleri takdirde borcun ifa yeri hukuku uygulanır. İki taraflı akitlerde borç ilişkisinin ifa yeri birden fazla durumdadır. Böyle bir durumda borç ilişkisinin ağırlığını teşkil eden edimi n ifa yeri hukuku uygulanacaktır. Örneğin, satım aktinde sadece para ödemesinde bulunanın edimi o akdin karakteristik ifası değildir. Diğer akit tarafın (satıcının) edimi aktin karakteristik ifasını teşkil eder. Bu takdirde satıcının ifa yeri hukuku akit hukuku olur. Borç ilişkisinin ağırlığını teşkil eden edim tespit edilemediği takdirde ise borç ilşkisinin en yakın veya daha yakın irtibat halinde bulunduğu hukuk ticari sözleşmeye uygulanacak hukuk olur.
Haksız fiilerden doğan borçlara ise MÖHUK’un 25 nci maddesi gereği haksız fiilin işlendiği yerin hukuku uygulanır. Haksız fiilin işlendiği yerin fiil yeri mi yoksa zararın doğduğu yer mi olduğu sorusuna anılan madde “zararın meydana geldiği yer” olarak cevap vermiştir. Haksız fiilin işlendiği yer ile zararın meydana geldiği yerin farklı ülkelerde olması halinde, zararın meydana geldiği yer hukuku uygulanır. Haksız fiilden doğan borç ilişkisi haksız fiil yerine göre başka bir ülke ile daha yakın irtibatlı olduğu durumlarda ise bu ülke hukuku uygulanabilir. Örneğin, iki Türk işadamının Almanya’da bir otelde kendi aralarında işledikleri bir haksız fiile, haksız fiilin işlendiği Alman hukuku yerine tarafların müşterek hukuku olan Türk hukuku uygulanabilir.
İhtilafları çözmekle görevli olan resmi yargı mercileri davaları çok kez süratli bir şekilde bitiremediklerinden, ticari ihtilafların hakem yoluyla çözümlenmesi esası hemen her memlekette gelişmiş bulunmaktadır.
Yabancılık unsuru taşıyan ticari işlerde, daha açık bir deyimle ticari sözleşmelerden ve haksız fiilerinden doğan borç ilişkilerinde iki şekilde hakeme başvurmak mümkündür;
a) Uyuşmazlıktan evvel, ticari sözleşme yapılırken sözleşmeye konulacak özel bir tahkim şartı ile,
b) Uyuşmazlık çıktıktan sonra, uyuşmazlığın hakem marifetiyle çözüleceğini öngeren yazılı bir hakem anlaşması ile.
MÖHUK’un 43 -45 nci maddeleri arasında yabancı hakem kararlarının tenfizi (uygulanması) usulu de düzenlemiş bulunmaktadır. Bu şartlardan milletlerarası gelişmeye aykırı düşen husus yabancı hakem kararlarının Türkiye’de tenfiz edilebilmeleri için “mütekabiliyet” unsurunun gerçekleşmiş olmasının aranmasıdır. Milletlerarası planda görev yapan bir hakem teşkilatının hangi ülkeye ait olduğunu tespit etmek çok zor hatta bazen imkansızdır. Bunun yanında, yetkisini tamamen taraf iradelerinden alan bir hakem kararının tenfizini mütekabiliyet şartına bağlamak tahkim müessesesinin niteliği ile de bağdaşmamaktadır.
Ancak, Türkiye 8.5.1991 gün ve 3731 sayılı Kanun ile ticari nitelikteki uyuşmazlıklar açısından verilen hakem kararlarının uygulanması konusunda New York Sözleşmesi’nin tarafıdır. Bu Sözleşme çerçevesinde, Sözleşmeye taraf ülkelerde verilen hakem kararları MÖHUK 43-45. maddeleri gereğince değil, New York Sözleşmesi gereğince uygulanacaktır.
ÖNERİ
Elektronik ortamda yapılan ticaretten doğan kanunlar ihtilafı sorunları da geleneksel olarak yapılan ticaretten doğan kanunlar ihtilafı sorunlarının çözüm şekli ile aynı olmalıdır. Çünkü elektronik ortamda yapılan ticaret nedeni ile ticari işin niteliği değişmemiş yalnızca ticari işin oluşum biçimi değişmiştir. New York Sözleşmesi’nin hükümleri, ticari uyuşmazlıklar konusunda Sözleşmeye taraf ülkelerde verilen hakem kararlarının uygulanması açısından yeterli olacaktır.
7. Elektronik Kayıtların İspat Gücü
7.1. Genel Olarak
Bilindiği üzere, teknolojik gelişmelerden öncelikle bankacılık işlemlerinde yararlanılmaya başlanmış ve ilk olarak müşterinin banka veznesine gitmeden hesabından para çekmesine olanak veren sistemler (cash dispensers) kullanılmıştır. Bu sistem daha sonra para çekmenin yanı sıra diğer bankacılık işlemlerini de gerçekleştirebilecek teknik olanaklara kavuşturularak, otomatik vezne makinaları kullanılmaya, ar
dından da yine elektronik sistemlerden yararlanılarak satış işlemlerinin yapılması anında alıcının hesabından satıcının hesabına satış bedelinin aktarılması sağlanılmış ve ev/ofis bankacılığı üzerinde durulmaya başlanmıştır. Bilgisayar kullanımının daha da yaygınlaşması sonucunda kapalı sistemlerin yanısıra Internet gibi açık sistemler ortaya çıkmış ve klasik iletişim araçlarının yerini bilgisayarla iletişim almıştır.Önceleri elektronik bilgi değişimi (EDI-Electronic Data Interchange) adı altında karşılıklı bilgi aktarımı şeklinde çalışan sistem, daha sonra elektronik ticarete dönüşmüştür. Bu durumda da ticari işlemlerin kağıt üretilmeksizin bilgisayar aracılığı ile elektronik ortamda yapılması gündeme gelmiştir.
Evraka dayalı olarak yürüyen klasik ticari işlemler ve idari sistem içinde “elektronik belge” olarak adlandırılabilecek kağıtsız belgenin hukuk sistemlerinde geçerlilik kazanması için ülkesel boyutlarda çalışmalar yapıldığı gibi değişik uluslararası kurumlar da aynı konuda çalışmalar sürdürmektedir
.7.2. Uluslararası Kuruluşlar ve Çalışmalar
Bu kapsamda çalışmalar yürüten bir kuruluş da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun bir organı olan Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu (UNCITRAL) dır. UNCITRAL, Genel Kurul tarafından 1966 yılında oluşturulmuş olup, uluslararası ticaret hukukunun uyumlaştırılması ve tek düzeliğin sağlanması için çalışmalarda bulunmaktadır. Komisyon, Genel Kurul tarafından seçilen 36 üye devletten meydana gelmektedir.
Yüksek hıza sahip elektronik ticarette, sözleşme yapılmasındaki temel olan icap ve kabulün yerine yeni uygulamalara ihtiyaç duyulmaya başlanması üzerine Komisyon 1991 yılındaki 24. dönem toplantısında EDI konusunda hukuksal düzenlemeler yapılmasını kararlaştırmıştır. Oluşturulan EDI Çalışma Grubu bu konuda Model Kanun Taslağı hazırlamış, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 29. Toplantısında Elektronik Ticarete İlişkin Model Kanun ve konuya ilişkin Hukuk Rehberi kabul edilmiştir.
Elektronik Veri Değişimi konusundaki çalışmalar başlamadan önce UNCITRAL, 1985 yılında aşağıda belirtilen konuları hükümetlere tavsiye etmiştir.
1. Bilgisayar kayıtlarının delil olarak değerlendirilmesini etkileyen hukuk kurallarının gözden geçirilerek, teknolojik gelişmeler sonucu oluşan araçlarda taşınan kayıtların güvenilirliğini mahkemelerin değerlendirmesinin sağlanması,
2. Ticari işlemlerde veya ticaretle ilgili yazılı belgelerde yazılı biçimin, işlemin veya belgenin kabul edilmesi ya da geçerliliği için şart olup olmadığının gözden geçirilerek, uygun olan yerlerde işlemin veya belgenin bilgisayarca okunabilir şekilde kayıt edilmesine ve gönderilmesine imkan tanınmasının araştırılması,
3. Ticaretle ilgili belgelerde el yazısı imza veya diğer kağıda dayalı belgelerle yapılan doğrulamalara ilişkin hukuksal zorunluluklar gözden geçirilerek, uygun olan yerlerde elektronik araçlarla doğrulamanın kullanılmasına imkan tanınması olanaklarının araştırılması,
4. Bu belgelerin resmi makamlara sunulmasında el yazısı ile imzalı olması konusundaki hukuksal zorunluluklar gözden geçirilerek, uygun olan yerlerde böyle belgelerin bilgisayarca okunabilir şekilde sunulması imkanlarının araştırılması, bunların sunulacağı idari birimlere gerekli araçların sağlanması ve gerekli düzenlemelerin yapılması.
Bu öneriler çerçevesinde hazırlanan Model Kanunun amacı, EDI ve iletişim araçlarının kullanılmasına imkan sağlamak ve kolaylaştırmak, kağıda dayalı belge kullanıcısı ile bilgisayara dayalı bilgi kullanıcısına eşit işlem yapılmasını sağlayarak uluslararası ticareti etkin kılmak ve ekonomiyi güçlendirmektir.
Model Kanun, geleneksel kağıda dayalı belgelemeyi tanıyarak, modern iletişim araçlarındaki gelişmelerle birleştirmeye çalışmakta, ulusal hukuktaki yazı, imza ve belge aslı konusunda bilgisayara dayalı teknikleri ele almaktadır. Kağıda dayalı sistemin fonksiyonları incelenerek bu fonksiyonlara eşitlik sağlanmaktadır. Fonksiyonel eşitlik yaklaşımı ile belgenin tümünün okunabilmesi, zaman içinde değiştirilmemesi, belgenin yeni kopyalarının çıkarılabilmesi ve tarafların elinde aynı verinin olması, i
mza aracılığı ile belgenin doğrulanmasına imkan tanınması sonucu bu belge kamu otoriteleri ve mahkemeler tarafından kabul edilebilir duruma gelmektedir.7.3. Mevcut Mevzuattaki İspat ve Delil Sistemi
7.3.1. Medeni Usul Hukuku Açısından
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun (HUMK) 240 ıncı maddesi hükmü uyarınca hakim, kanundaki istisnalar dışında delilleri serbestçe takdir eder. Kanunda gösterilen hallerde ise hakim delillerle bağlıdır.
Medeni Usul Hukukumuza göre ispat güçleri açısından deliller, kesin ve takdiri deliller olarak iki grupta toplanmaktadır. Kesin deliller, hakimi bağlayıcı nitelikte olduğundan hakimin bu delilleri takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kesin delillerden biri ile ispat edilen olay doğru olarak kabul edilmektedir. HUMK'na göre ikrar, kesin hüküm, senet ve yemin kesin delillerdir.
Medeni Usul Hukukumuza göre takdiri deliller olarak nitelendirilen tanık, bilirkişi, keşif ve özel hüküm sebeplerinde hakimin takdir yetkisi bulunmaktadır.
HUMK m.288'e göre değeri 20.000.000 TL'den yukarı olan hukuki işlemler ve m.290'a göre senede karşı olan iddialar kural olarak sadece kesin delillerle ispat edilebilmektedir (Kanuna göre; söz konusu meblağ, 1.1.2000 tarihinden itibaren 40 milyon TL olarak uygulanacaktır).
HUMK m.287 ve devamında düzenlenmiş olan ve kesin deliller arasında yer alan senet, bir kişinin meydana getirdiği veya getirttiği kendi aleyhine delil oluşturan yazılı bir belgedir. Ticari hayatta işlemler büyük ölçüde yazılı belgelere dayanmaktadır. Örneğin, Türk Ticaret Kanunu (
TTK) m.20/III hükmü uyarınca tacirler arasında diğer tarafı temerrüde düşürmek veya sözleşmeyi fesih ya da sözleşmeden dönme amacıyla yapılacak ihbar veya ihtarların geçerli olması için, noter marifetiyle veya iadeli taahhütlü mektupla ya da telgrafla yapılması zorunlu bulunmaktadır.Senet, ilke olarak kağıda yazılıdır ve senedi meydana getiren kişinin el yazısı ile yazılmış imzasının bulunması gereklidir. İmza, yazılı olarak senette irade açıklamasında bulunan kişinin kimliğini ve bu irade açıklaması ile bağlı bulunma isteğini ortaya koymaktadır. HUMK. m.296/II hükmü uyarınca senet bu kişi aleyhine kesin delil oluşturmaktadır. Senetteki imzanın sahte olduğu ileri sürüldüğü takdirde, mahkemece bilirkişi incelemesine başvurularak imzanın kime ait olduğu sapta
nabilmektedir.İmzanın elle atılması ilke olarak kabul edilmekle beraber, Borçlar Kanunu (BK) m.14/II hükmü uyarınca örf ve adetce kabul edildiği hallerde ve çok sayıda tedavüle çıkarılan kıymetli evrakın imzalanmasında bir alet vasıtasıyla imzalama imkanı bulunmaktadır. Belirtilen bu durumlarda önceden bir aletle çıkarılmış olan imzalar kullanılmaktadır. Diğer taraftan, elle imza atılması kuralının istisnası olarak Noterlik Kanununun 75’nci maddesi ve HUMK’nun 297’nci maddesi mühür kullanımı imkanı getirmiştir. Bu husus, imza atamayanların mühür kullanmalarına ilişkindir. Bu durumda mühürün noter tarafından yada ihtiyar heyetiyle birlikte mahallinde tanınmış iki kişi tarafından onaylanması gereklidir.
7.3.2. Ticaret Hukuku Açısından
HUMK’nda yer alan ispat sisteminin yanında ticari işlerde ispat konusu ayrı bir öneme sahip bulunmaktadır.
Ticari işlerden doğan ticari davalarda deliller ve bunların gösterilmesi TTK m.4 hükmü uyarınca HUMK hükümlerine bağlı bulunmaktadır. Buna karşılık ticari işlemlerin tanıkla ispat edilebilmesi olanağı, başka bir deyişle HUMK 293/4'de ifade edilen halin icabına ve iki tarafın durumlarına nazaran senede bağlanması teamül olmayan muamelelerin tanıkla ispat edilebileceği kuralının uygulama alanı ticari işlemlerde daha geniş yer tutmaktadır. Senetle (kesin delille) ispat zorunluluğu konusunda HUMK 288 ve 290’ıncı maddeleri ticari işlerde de uygulama alanı bulmakta, değeri 20.000.000 TL.'nin üzerindeki işlemlerin senetle ispatı zorunlu olmaktadır.
Diğer taraftan, bir ticari işletmede tutulan kayıtların en önemlisi ticari defterlerdir. TTK’nda ve Vergi Usul Kanunu!nda (VUK) tacirler için ticari defter tutma yükümlülüğü getirilmiştir.
TTK. m.82 hükmü uyarınca ticari işlerden dolayı tacirler arasında çıkan uyuşmazlıklarda ticari defterler kesin delil olarak kabul edilmektedir. Ticari defterlerin sahibi lehine delil teşkil edebilmesi için uyuşmazlığın ticaret işlerinden dolayı tacirler arasında doğmuş olması, defterlerin kanuna uygun olarak tutulmuş olması, bütün defterlerdeki kayıtların birbirini doğrulaması gerekmektedir.
Tacirler ayrıca, ticari işletmesiyle ilgili olarak aldığı, verdiği ve gönderdiği belgeleri TTK m.66/II, VUK m.241-242 hükümleri uyarınca düzenli olarak saklamakla yükümlüdürler. Ticari defterlere kaydedilecek işlemlerin bir belgeye dayanması ve TTK m.69/I hükmüne göre belgelerin 10 yıl saklanması bu belgelerin önemini arttırmaktadır. VUK m.253'de ise belgelerin saklanma süresi 5 yıl olarak öngörülmüştür.
Yürürlükte bulunan VUK m.257 uyarınca, elektronik ortamda tutulan ticari defterlerin bilgisayar ortamında saklanmasına olanak bulunmamaktadır. Ancak, TBMM gündeminde yer alan Vergi Reformu Tasarısında sözkonusu hususlara ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Tasarı ile VUK m.257 değiştirilerek defter, kayıt ve belgelerin manyetik ortamda saklanması ve ibraz edilmesi imkanı getirilmektedir.
8. Sorunlar ve Öneriler
İspat açısından delil serbestisinin bulunduğu ülkelerde elektronik kayıtların delil olarak değerlendirilmesi sorun yaratmamakta, ülkemiz gibi ispat açısından delillerin sınıflandırmaya tabi tutulduğu ülkelerde ise, bu konuda düzenleme yapılması gerekmektedir.
Yapılan uluslararası düzenlemelerde, Anglo-Sakson hukuk sisteminin etkisiyle elektronik kayıtların yazılı belgeye (senede) eş nitelikte kesin delil olarak kabul edilmesi önerilmektedir. Ülkemiz gibi delil sınıflandırmasının bulunduğu ülkelerde bu düzenlemeler sorun yaratabilecek niteliktedir. Zira klasik anlamda yazılı belgede fiziki varlığı olan metin bulunmakta ve bu belgeyi düzenleyen kişinin elle yazılmış
bir imzası yer almaktadır. Yukarıda değinildiği gibi elektronik kayıtlarda fiziki varlığa sahip bir metin bulunmadığı gibi klasik anlamda elle atılmış bir imza da bulunmamaktadır.Ülkemizde bugüne kadar bilgisayar kayıtları daha geniş bir ifadeyle manyetik ortamda tutulan kayıtlar konusunda bir hukuki düzenleme yapılmamıştır. Sadece Türk Ceza Kanunu'nda Onbirinci Bap olarak “Bilişim Alanında Suçlar” başlığı altında 525/a-d maddeleri arasında bilgisayar aracılığı ile işlenen suç tipleri belirtilmiştir.
Ayrıca, 3182 sayılı Bankalar Kanunu m.53 hükmü ile bankaların kayıtlarını mikrofilm şeklinde saklayabilecekleri öngörülmüşse de Hazine Müsteşarlığı'nca bu konuda henüz bir düzenleme yapılmamıştır.
SORUN : Elektronik kayıtların delil sistemimiz içindeki yerinin tespiti.
Bilindiği gibi, medeni usul hukukumuzda deliller kesin ve takdiri deliller olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kesin deliller; kesin hüküm, ikrar, senet ve yemindir. Takdiri deliller ise tanık, keşif, bilirkişi ve özel hüküm sebepleridir. Bu çerçevede, öncelikle elektronik kayıtların takdiri delil niteliği bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekli görülmektedir.
HUMK’na göre, 20 milyon liranın altındaki hukuki işlemler için senetle ispat zorunluluğu bulunmadığından, böyle hukuki işlemlere ilişkin elektronik kayıtların takdiri delil olarak kabul edilmesi mümkün görülmektedir.
Takdiri delillerden birisi olarak HUMK m.367’de düzenlenmiş bulunan özel hüküm sebepleri, geniş anlamda keşif kavramı içinde düşünülmesi gereken bir delildir. Özel hüküm sebebleri, senetsiz ispatı caiz olan davalarda hakimin gayrimenkul dışındaki şeyler üzerinde keşif yapmasıdır.
Buna göre; elektronik kayıtların senetsiz ispatının mümkün olduğu davalarda özel hüküm sebepleri olarak takdiri delil şeklinde nitelendirilmesi müm
kün görülmektedir.Elektronik kayıtların kesin delil olarak kabul edilip edilemeyeceği konusuna gelindiğinde ise;
-Elektronik kayıtların kesin delil olarak kabul edilmesi durumunda bu delil hakimi bağlayacak ve takdir yetkisi bulunmayacaktır.
-20 milyon liranın üstündeki hukuki işlemlerin senetle ispat edilmesi zorunluluğu bulunduğundan mevcut mevzuatımıza göre elektronik kayıtların senet olarak kabul edilip edilemeyeceği konusunun tartışılması gerekmektedir. Senet, borçlunun imzasını taşıyan ve o hukuki işleme ilişkin bilgileri ihtiva eden bir yazılı belge olmalıdır. Borçlar Kanununun 14’üncü maddesine göre de imzanın borçlunun el yazısı ile olması zorunludur. Bu durumda bir elektronik kayıt altında yer alan elektronik imza, mevcut mevzuatımıza göre imza olarak kabul edilmeyecektir. Böylece, bu elektronik imzalı kayıt senet niteliği taşımayacaktır. Dolayısıyla, böyle bir elektronik kaydın bu anlamda kesin delil niteliği bulunmayacaktır. Fakat, taraflar arasında buna ilişkin bir delil sözleşmesi varsa bu kaydın kesin delil olarak kabul görmesi gerekmektedir.
-Elektronik kayıtlara yazılı belgeye eş nitelikte kesin delil hüviyeti tanınması sakıncalar yaratacak niteliktedir.
ÖNERİLER:
1. Teknolojik gelişmelere paralel olarak, öncelikle HUMK’da, TTK’da ve BK’da değişiklik yapılması yoluyla manyetik ortamda gerek mikrofilm veya mikrofiş gerekse bilgisayar kaydı şeklinde tutulan kayıtlara hukuk sistemimizde yer verilmeli ve bu tür kayıtların tutulmasına ilişkin standartlar öngörülmelidir.
2. Elektronik kayıtların delil olarak değerlendirilmesinde, hakime serbestçe takdir hakkı kullanma yetkisi verilmesini sağlayacak bir düzenleme yapılabilir.
3. HUMK’da yer alan senetle ispat zorunluluğuna ilişkin 20.000.000.TL’lık meblağ çok düşük olarak değerlendirildiğinden uluslararası uygulamalar dikkate alınarak yükseltilebilir.
4. Sayısal imzaya ilişkin düzenlemeler, çerçeve bir kanunda ya da ilgili mevcut yasalarda yapılabilir.
9. Cezai Sorumluluk
9.1. Elektronik Ticarete Ceza Hukukunun Yaklaşımı ve Öneriler
Ceza Hukuku "Nullum crimen nulla poena sine lege = Kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesi üzerine kurulmuştur. Bir başka deyimle, suç ve cezanın meclisin çıkardığı bir kanunda tesbit edilmesi, modern ceza hukukunun en önemli özelliğidir.
Bu ilke, ceza hukukunda; kanunda açıkça hüküm bulunmayan hallerde, var olan hükümlerden yola çıkarak, yorumla suç ve ceza oluşturulamayacağı (kıyas yasağı) anlamını da beraberinde getirmektedir.
Çağdaş ceza hukukunun temel ilkeleri 18-19. yüzyılda atılmış olmakla birlikte; bu ilkelerin uygulandığı insan davranışları, teknolojinin de ulaştığı düzey nedeni ile, geçmiştekinden oldukça farklı ve yeni sorunlar şeklinde ceza hukukuna konu oluşturmaktadır.
İçinde bulunduğumuz yüzyılın ikinci yarısından itibaren, bilgisayar ve yazılım teknolojisindeki ilerleme, son 20 yıldan beri Internet gibi açık veya kapalı sistemlerde sayısal haberleşmeyi mümkün kılmıştır.
Son yıllarda açık ve kapalı sistemlerdeki sayısal haberleşmenin, ticaret dahil insan hayatının tüm alanlarına uygulanabilir olması; bu alanlarda ortaya çıkabilecek ihlaller için, suç ve ceza konusunun da irdelenmesi gereğini ortaya koymaktadır.
Bu irdelemenin :
a) Ceza Kanununun genel hükümleri açısından,
b) Ceza Kanununda yer alan özel hükümler açısından;
1-Şifreli veya kapalı sist
emlere girme,2-Özel suç türleri,
3-Kişisel verilerin korunması.
c) Ceza hükmü taşıyan özel kanunlar açısından ;
1-Yürürlükte bulunan özel kanunlar,
2-Sayısal haberleşmenin ve elektronik ticaretin gerekli kıldığı özel kanunlar dikkate alınarak yapılması
gerekmektedir.9.1.1. Ceza Kanununun Genel Hükümleri Açısından İnceleme
Suçların işlendiği yer, işlendiği zaman, suçluların iadesi gibi konular Ceza Kanunlarının genel hükümler kısmında yer alan ve Kanunun uygulanması açısından önem arzeden ilkelerdir.
Yürürlükte olan Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 3. maddesi ve yeni hazırlanan Tasarının 6. maddesine göre :
"Türkiye'de işlenen suçlar" hakkında Türk kanunları uygulanır.
Elektronik ortamda işlenmiş suçlarda, suçun hangi hallerde Türkiye'de işlenmiş sayılacağının tartışılmasında yarar bulunmaktadır. Web sayfası sahibinin, servis sağlayıcılarının yurtdışında olmasının bu konu üzerindeki etkisi, suç teşkil eden sayfaya fiilen ulaşım veya fiilen ulaşılmasa dahi ulaşılabilir olma durumunun tartışılması önemli başlıklar arasındadır.
Aynı şekilde, "yabancı ülkede işlenen suçlar" tâbirinin de belirlenmesi, suça verilecek ceza, suçluların iadesi, adli yardım gibi konular açısından önem arzetmektedir.
Sanık başka ülkede ise, dava açma, sorgulama ve delil toplama açısından eylemin her iki ülkede de suç teşkil ediyor olması gerektiğinden, bu konuda Internette işlenen suçlar açısından ülkeler arasında asgarî uzlaşma arayışı çabalarına Türkiye de katılmalıdır.
9.1.2. Ceza Kanununda Yer Alan Hükümler Açısından İnceleme
Ceza kanunları, bilişim suçları başlığı altında, elektronik ortamda işlenen suçlarla ilgili özel hükümler taşıdığı gibi; sırrın dokunulmazlığının korunması, hakaret, müstehcenlik, nüfus cüzdanı, pasaport gibi belgelerde sahtekarlık, kumar gibi özel haller için özel hükümler de içermektedir. Bu yaklaşım çerçevesinde konu, elektronik ortam açısından ikiye ayrılarak incelenebilir:
9.1.2.1. Açık ve Kapalı Elektronik Sistemlere Girme Açısından İnceleme
Halen yürürlükte bulunan Türk Ceza Kanununun 525/a, b, c ve d harfli maddeleri; bir elektronik ortamda program, veri ve unsurların:
· ele geçirilmesini,
· başkasına zarar vermek üzere kullanılmasını,
· tahrip edilip silinmesini, değiştirilmesini,
· sistemin bozulmasını,
· yukardakiler çerçevesinde yarar elde edilmesini,
· delil olarak kullanılmak üzere bir sisteme girilmesini ve bu vesile ile veri tahrifini suç olarak düzenlemiştir.
Bu çerçevede Kanun, değişik hallere göre 1-5 yıl arasında hapis cezası öngörmüştür.
Aynı yaklaşım, 1997 yılında hazırlanarak TBMM'ne sunulan, Ceza Kanunu Tasarısında da benimsenmiş, ancak daha sistematik olarak düzenlenmiştir. Tasarıya göre bilişim sistemine hukuka aykırı biçimde:
· girmek,
· orada kalmaya devam etmek,
· verileri değiştirmek ve yok etmek,
· sistemin işleyişini engellemek, bozma
k,· sisteme veri sokmak,
(Yukardaki hallarde, bir menfaat sağlanmasa da suç oluşmaktadır.)
· yukardaki hallerde ayrıca menfaat sağlanması,
· yukardaki hallere teşebbüs edilmesi halinde, eylemin tamamlanmış gibi cezalandırılması,
· yukardaki hallerin bir belge oluşturmak için yapılması, bir başka ifade ile sahte evrak düzenlenmesi hususları ayrı ayrı vurgulanmıştır. Ayrıca, tüzel kişilerin de sorumlu olacağına işaret edilmiştir.
Tasarı, değişik hallere göre 1-6 yıl arasında hapis ve 600 milyon liraya kadar para cezası önermiştir.
Yukarıdaki hükümler, açık sistemlerde şifreli iletişim açısından veya kapalı sistemlerdeki verilere hukuka aykırı ulaşım açısından uygulanabilir nitelik arzetmektedir. Tasarının gerekçesinde elektronik ticaretten özel olarak bahsedilmemiştir. TBMM'nde oluşturulan veya oluşturulacak olan özel komisyonda, sözü edilen maddelerin elektronik ticaret açısından da bir kez daha gözden geçirilmesinde yarar bulunmaktadır.
9.1.2.2. Özel Suç Türleri Açısından İnceleme
Türk Ceza Kanununun özel haller başlığı altında incelenebilecek maddeleri arasında:
-Sırrın masuniyeti ile ilgili TCK 195 ve 200. maddeleri yer almaktadır:
Bu maddelerde, başkasına ait mektup, kapalı zarf, telgraf ve telefonların açılması/dinlenmesi, suç olarak düzenlenmiş ve hapis cezası öngörülmüştür.
Keza yukardaki suçun, posta ve telgraf memuru tarafından işlenmesi, daha ağır bir suç olarak düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere açık ve kapalı sistemlerde başkasının özel hayatına "(gerek kişiler, gerekse veriyi iletme görevi üstlenen
(servis sağlayıcılar gibi) kuruluş ve kurumlar tarafından yapılan)" müdahale hali, özel olarak sayılmamıştır.Bu eksiklik, yeni Tasarının 185-196. maddelerinde de aynen gözlenmektedir. Bu hususun da Tasarı açısından, yeniden irdelenmesi yararlı olacaktır.
-Hüviyet cüzdanı, pasaport gibi belgelerde sahtekârlık TCK 350 inci maddede yer almaktadır.
Yukarıdaki madde, bu belgelerde sahtekârlığı evrakta sahtekârlıktan ayrı olarak düzenlemiştir. Yeni teknoloji çerçevesinde düzenlenip, kişinin sağlık verileri, kimliği gibi hususlarda bilgi içeren akıllı kartlar ve diğer benzeri kartların değiştirilip, değiştirilemeyeceği; değiştirilebilirse 350. madde çerçevesinde sayılması gerekip gerekmeyeceği, üzerinde durulması gereken konular arasındadır.
-Genel adap ve aile nizamı aleyhine suçlar TCK 426 ve devamı maddelerinde yer almaktadır. Maddede, halkın ar ve haya duygularını incitecek, cinsî arzuları tahrik edecek ve istismar edecek nitelikteki "kitap, risale, ilan, resim, teyp bandı, film veya diğer anlatım araç ve gereçlerinin";
· teşhir edilmesi,
· dağıtılması, dağıttırılması, satılması,
· Türkiye dahilinde nakledilmesi, naklettirilmesi,
· tedarik edileceğinin ilan edilmesi veya ettirilmesi,
· tiyatro, sinema, radyo-TV’de temsil edilmesi veya ettirilmesi suç olarak düzenlenmiştir.
Aynı konu benzer bir yaklaşımla, "Müstehcenlik" başlığı altında, Tasarının 318. maddesinde de yer almıştır.
Kanun ve Tasarıda sayılan anlatım araç ve gereçlerine, " Internet"in dahil olup olmadığının da incelenmesi gerekmektedir.
Ceza Kanunu, suçun basılı eser niteliğindeki süreli yayımlarda işlenmesi halinde, yayımevi sahibi ve yazı işleri müdürünü de sorumlu tutmaktadır.
Bu bağlamda tartışılması gereken önemli hususlardan biri, servis sağlayıcıların sorumluluğunun ne olacağıdır. Servis sağlayıcıların taşıyıcı fonksiyonlarını yerine getirirken, içerik ile ilgili hukukî bir sorumluluklarının olup olmayacağının üzerinde durulması yerinde olacaktır. Bu konuda yapılacak olan mukayeseli hukuk çalışmasında, başka ülke hukuk sistemlerinden yararlanılabilir. Örneğin, 1 Ağustos 1997 tarihli Alman "Bilgi ve Haberleşme Hizmetleri Kanunu"nun 1. maddesinin 5. bendinde :
-Servis sağlayıcılarının sadece kendilerinin hazırlayıp sundukları içerikten sorumlu oldukları,
-Sadece transferini sağladıkları başka kişilere ait içeriklerden prensip olarak sorumlu tutulamayacakları;
Ancak servis sağlayıcılarının;
· bu içeriğin kapsamını bilmeleri,
· bu içeriğin transferinin önlenmesinin, makul ölçüler içinde kendilerinden beklenmesi halinin gerçekleşmesi ve
· teknik olarak da, bu engelleme imkânına sahip olmaları
halinde, ancak bu üç şart birarada ise sorumlu olacakları belirtilmiştir.
Tasarı’nın 320. maddesinde zararlı basılı eserlere karşı çocukların korunması konusunu düzenlenmiş olup; Internet ile ilgili özel bir hüküm içermemektedir. Bu hususun da TBMM'ndeki özel komisyonda tartışılmasında yarar bulunmaktadır.
-Hakaret ve sövme ile ilgili suçlar TCK 480-482. maddelerde düzenlenmektedir.
Bu konunun özellikle Internette yapılmasının huzurda, gıyapta, neşir yolu ile işlenmesi kavramları açısından yeniden irdelenmesi isabetli olacaktır.
Tasarı 177/3. maddesinde hakaretin telgraf, telefon ve benzeri araçlarla işlenmesinden bahsetmiştir. “Benzeri araç” tabirine Internetin girip girmediği konusunun tartışılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.
-Tasarının
300. maddesinde genel ve kamuya açık yerlerde kumar oynatma yasaklanmıştır.İnternetteki kumar sitelerinin konumu açısından bir inceleme yapılmasının yerindeliği araştırılmalıdır.
-Tasarının 385-398. maddelerinde devlet sırlarına karşı suçlar düzenlenmiştir.
Maddelerde, devlet güvenliğine, iç ve dış siyasi yararlara ilişkin belge ve bilgilerin elde edilmesi, yok edilmesi, sahtecilik yapılması hallerinde 8-12 yıl arasında değişen hapis cezaları öngörülmektedir.
Bu eylemlerin kapalı bir elektronik bir sistem içinde yapılması halinde "bilişim sistemi" söz konusudur. Tasarının, yukarda sözü edilen ve 1-6 yıl arasında değişen yaptırım öngören maddeleri mi uygulanacaktır yoksa, bu suçların elektronik ortamdaki kapalı sisteme girilerek yapılmış olması da yine 8-12 yıllık yaptırıma mı tâbi tutulacaktır soruları üzerinde durulmamıştır. İkincisinin tercih edilmesi, Tasarıda değişikliği gerektirecektir. Tüm bu hususların yeniden tartışılması yerinde olacaktır.
-Tasarının 412. maddesi Mühür Bozma suçunu düzenlemektedir.
Tasarı, bu maddesi ile kanun ve yetkili makamlar uyarınca konulan mühürleri kaldıranların ya da buna girişenlerin cezalandırılmasını öngörmektedir.
Onay makamlarınca verilen "anahtarlar"ın ve diğer sertifikasyon işlemlerinin bu madde açısından incelenmesi gerekmektedir.
9.1.2.3. Kişisel Verilerin Korunması İlkesine Aykırılık Açısından İnceleme
Türk Medeni Kanununun 24. maddesi şahsiyet haklarına tecavüz halinde dava açılabileceğini belirtmekle birlikte, halen yürürlükte olan Türk Ceza Kanunu, kişisel verilerin korunmasına ilişkin cezaî anlamda özel bir hüküm içermemektedir. (Haberleşme hürriyeti ile ilgili 195-200. maddeler yukarıda da ifade edildiği üzere, mektup, kapalı zarf, telgraf, telefon haberleşmesi ile ilgilidir.)
Sağlıktan, haberleşmeye ve ticarî hayatın değişik yönlerine ilişkin kişisel verilerin özel ve kamu kurumları tarafından elektronik ortamlarda tutulabilmesi, ülkeleri hem bu verilerin toplanma şekli ve yapısı ile ilgili kurallar koymaya hem de bu kuralları
n ihlali sonucu uygulanacak cezaî yaptırımları vaz'etmeye zorlamaktadır.Adalet Bakanlığı bu çerçevede bir "Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı Taslağı" üzerinde çalışmaktadır. Ancak, bu özel kanun tasarısında genellikle idarî nitelikte cezalara yer verme eğilimi benimsenmiş; cezaî anlamda yaptırımlar Ceza Kanunu Tasarısının 193-196. maddelerine yerleştirilmiştir.
Ceza Kanunu Tasarısı "Kişisel Verilerin Toplanması" başlığı altında, kişisel verilerin :
· rıza olmaksızın veya
· kanunların öngördüğü şekillere uyulmadan
bilişim sistemlerine kişisel veri sokma ve işlemeyi suç saymış ve 6 ay ile 3 yıl arası hapis cezası önermiştir.
Bu işlemlerin hileli yollarla yapılması halinde ceza 1/3 oranında artırılmaktadır.
Kanun Tasarısı, verilerin korunması için gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmaması sonucu, bu verilerin başkalarının eline geçmesine, bozulmasına, zarar görmesine neden olmayı da suç saymış ve 1-4 yıl hapis öngörmüştür.
Kanunların izin verdiği hallerin dışında, kişilerin ahlakî niteliklerini; siyasal, felsefî ve dini görüşlerini, ırklarını, sendikal bağlantılarını, cinsel yaşamlarını ve sağlık durumlarını kişisel veri olarak sistemlere girme, işleme eylemleri de 1-2 yıl hapis cezası gerektiren suçlar olarak Ceza Kanunu Tasarısında düzenlenmiştir.
Ceza Kanunu Tasarısı ayrıca :
Kişisel verilerin yetkisiz kişilere ifşa edilmesini, verilmesini, şahsî amaçlarla kullanılmasını, her ne suretle olursa olsun ele geçirilmesini, 2-5 yıl arasında değişen hapis cezası gerektiren suç saymıştır.
Keza, belirli süre içinde yok edilmesi gereken verileri yok etmeme de suç sayılmış ve 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
Tasarı, yukarıdaki suçların kişisel verilerin tutulduğu her türlü fişlik açısından uygulanacağını belirtmiş ve tüzel kişilerin de sorumlu olduğunu vurgulamıştır.
9.2. Ceza Hükmü Taşıyan Özel Kanunlar
9.2.1. Yürürlükte Bulunan Özel Kanunlar Açısından İnceleme
Mal ve hizmet sunumu ile ilgili özel kanunların uygulanmasından sorumlu bulunan tüm kamu kurum ve kuruluşlarının, ilgili kanunlarda bu sunum ile ilgili idari veya cezai yaptırımlarını mal ve hizmet sunumunun elektronik ortamda yapılması halinde nasıl uygulayabileceği veya böyle bir şeye gerek bulunup bulunmadığının açısından incelemesinde yarar görülmektedir.
9.2.2. Sayısal Haberleşmenin ve Elektronik Ticaretin Gerekli Kıldığı Özel Kanunlar Açısından İnceleme
Elektronik ticaretin üzerinde cereyan ettiği altyapının kurulması, onay kurum/kurumları, alan isimlerinin tescili konusunda yetkili kurum/kurumlar, elektronik noterler, servis sağlayıcılar gibi konularda vaz'edilmesi öngörülen kanunlar, hem ceza hukukunun yukarıda sayılan temel ilkelerini karşılayıcı hem de uluslararası gelişmelerin ruhunu yansıtıcı nitelik taşımalıdır.
SONUÇ
-Verilerin elektronik ortamda iletilebilmesi, ceza hukukunun yukarıda sözü edilen temel ilkesinin, ortaya çıkan somut haller dikkate alınarak yeniden gözden geçirilmesini gerektirmektedir.
-Sanal dünyanın, ülkelerin coğrafi sınırlarının hiçbir şekilde hissedilmediği bir dünya gerçeği ortaya koyması, Türkiye'nin yukarıda sözü edilen gerekleri yerine getirmesi halinde dahi, farklı ülkeler farklı yaklaşımlara sahip ise, sorunlara tam anlamı ile çözüm sağlamayacaktır. Bu nedenle Ceza Hukuku alanında uluslararası düzeyde, ülkeler arasından bir asgari uzlaşmanın gerçekleşmesi ön şart olarak görünmektedir.
Bu bağlamda; Türkiye'de özel bir komisyon oluşturularak uluslararası gelişmelerin yakından izlenmesi ve alternatifli konularda ülke görüşü oluşturması, uluslararası müzakerelerde ağırlık hissettirmeyi sağlayacağı gibi, bu konumdaki ilkeler, politikalar ve uygulamalar önceden tartışılmış ve tercih edilmiş görüşlere dayanarak oluşturulmasına imkan tanıyacaktır.
10. İnternet’in Etik Kuralları
Söz konusu kurallara son şeklini veren Türkiye Bilişim Vakfı’nın yöneticilerinden, Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Ersin Töreci, sınırsız bir ortak iletişim ve etkileşim ortamı olan interneti kullanırken, bazı kurallara dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Tör
eci, bu kurallar sayesinde, düzensizliklere düşülmeden internet ortamının etkin ve yararlı bir şekilde kullanılmasının mümkün olacağını söyledi.Prof. Dr. Töreci, Türkiye Bilişim Vakfı tarafından son şekli verilen, ‘İnternet İletişim Kuralları’nı şöyle sıraladı:
11. Smartcard
Smart Card, üzerinde ya da içinde silikon mikroçip bulunan bir plastik karttır. Karta yerleştirilen çipte, 64 kilobyte'a kadar hafıza ve ROM üzerine yazılmış bir işletim sistemine sahip mikro-işlemci bulunur
. Smart, yani "akıllı" diye adlandırılmasının nedeni, çok çeşitli türde veriyi saklayabilmesi VE işleyebilmesidir.Smartcard teknolojisi, daha önce manyetik ortamda yapılan uygulamaları daha hızlı güvenli ve düşük maliyetli hale getirdiği gibi, şimdiye kadar mümkün olmayan yeni uygulama alanları açmıştır. Geleneksel manyetik bantlı kartlarla karşılaştırıldığında, akıllı kartlar yüzlerce defa daha yüksek kapasiteye sahiptir, daha dayanıklıdır ve ileri derecede şifreleme (encryption) gibi mekanizmalar nedeniyle çok daha güvenlidir. Güvenlik konusundaki be
nzersiz özellikleri nedeniyle, ABD´de silahlı kuvvetler ve kamu kuruluşlarında smartcard uygulamaları ticari kuruluşlardan önce başlamıştır. Bugün ABD ve Avrupa'da savunmadan bankacılığa, pek çok alanda smartcard yaygınlık fiziksel erişimden, elektronik alışverişe kadar kazanmaktadır.Birden fazla uygulamayı tek kart üzerinde işletmek mümkündür. Örneğin, bir smart card, aynı zamanda banka kartı, kredi kartı, sürücü belgesi, kütüphane üyelik kartı, elektronik alışveriş için şifre kartı, futbol kulübü üyelik kartı, elektronik cüzdan vs. olarak kullanılabilecek şekilde programlanabilir.
Smart Card, özel bir okuyucu cihaz ile kullanılır. Bu cihaz, hem kart üzerindeki bilgileri okuyabilir, hem de bilgileri güncelleştirebilir. Bazı smart card modellerinde, kart, okuyucu ile fiziksel temas gerektirmeksizin, belirlenen bir mesafeden okunabilir.
Smart card'ın en önemli avantajlarından biri, önemli miktarda bilgiyi üzerinde barındırabildiği için, çoğu uygulmada off-line çalışabilmesidir. Örneğin sıradan para çekme
Basit smart card okuyucuları, kişisel bilgisayarlara takılabilir. Gerekli yazılıma da sahip olduğunuzda, kartınızda yüklü bulunan uygulamalarla ilgili verileri bilgisayarınızda görebilir, ayrıca kartınızı, güvenli internet erişimi ve e-mail için, internet üzerinde güvenli alışveriş için kullanabilir, isterseniz, bilgisayarınızdaki dosyalara sizden başka
kullanıcıların erişimini engelleyebilirsiniz. PC ve internet güvenliği, smart card'ın hızla yaygınlaşan kullanım alanlarından biridir.
11.1. Kullanım Alanları
Hesap Bakiyesi gibi değerler kart üzerinde taşınabildiğinden otel, tatil köyü gibi eğlence yerlerinde satış yöntemleri değişmekte, merkeze bağlı olmayan bağımsız terminaller ile satış yapılabilmektedir. Hesap bakiyesinin kart üzerinde saklanması nedeniyle, belli bir limiti harcayıp geçen müşterilere BONUS olarak başka bir hizmetten belli bir süre faydalanmasını sağlayıp, müşterileri fazla hareket olmayan alanlara yönlendirmek mümkün olmaktadır.
Özellikle Tatil Köyü, Üniversite gibi kampüs mantığında olan kapalı sistemler için Akıllı Kart uygulamaları hem kullanıcı hem yönetim için vazgeçilmez olmaktadır. Yönetim personel, öğrenci ve ziyeretçilere belli bir ücret karşılığı dağıttığı kartlar ile güveliği sağlayarak, kampüs içindeki hareketlere kısıtlama koyabilmektedir. Kartın kullanıldığı yerde nakit para kullanılmadığı için kaydi bir gelir elde edilmekte ve bu gelir her zaman için yönetimin kontrolünde olmaktadır. Satış noktalarında BONUS gibi değişik pazarlama yöntemleri ile diğer ünitelerin müşterileri çekilmekte, kart kullanan müşteriler her harcadıkları para için fazladan harcama imkanı elde etmektedirler.
Sonuç olarak; Akıllı Kart kullanan sistemlerde Yönetim, Kart Kullanıcısı ve Satış Noktaları arasında devamlı bir kazanç ilişkisi olmaktadır.
Finlandiya'da Akıllı Kart Uygulamaları Üniversite, Okul sınırlarını aşıp "Clearence" adı verilen Şehir çapında uygulamalara dönmüştür. Belediye'nin kontrolünde olan sistemde Akıllı Kart kullanan şehir halkı toplu taşımadan, telefon görüşmesine, günlük alış-verişinden, akşam gittiği eğlence yerine kadar aynı kartı kullanıp harcamalarını yapmakta, bazı uygulamalarda Akıllı Kartını Nüfus Cüzdanı ve Pasaport olarak kullanabilmektedir.
Fransa'da CardBlue adı verilen sistemde 50'den fazla banka tek banka kartı kullanmaktadır.
Almanya Sağlık Bakanlığı uzun zamandan bu yana Sağlık Sistemini Akıllı Kart üzerine kurma çalışması yapmaktadır ve son 1 senedir de bu sistemin pilot uygulamalarını başlatmıştır. Alman halkı hastaneye gittiğinde Doktor hastasının geçmiş bilgilerini kendisine sormadan Akıllı Karttan almakta, reçetesini de yine Akıllı Karta yüklemektedir.
Akıllı Kart ve benzeri sistemlerin ortaya çıkmasının nedeni; bilgisayarlarda saklanan bilgilere yetkili kişilerin ulaşabilmesi için apartman veya ev kapınızın anahtarının sadece ev sahiplerinde olması gibi bir anahtara ihtiyaç olmasıdır. 1960-1970 yılları arasında gerekli olan sadece bir müşteri veya personelin numarasını taşıyan karttı.
BARKOD sistemleri bunun için yeterli oluyordu. Şahsın tanıtıcı numarası kartın üzerine barkod olarak yazıldıktan sonra kullanıcı bu kart ile ilgili uygulamalara kendisini tanıtıyordu. Fakat zamanla güvenlik ve aşınma problemleri meydana gelince barkoddan daha gelişmiş olan ve üzerinde Hesap Numarası ile birlikte isim de saklayabilen MANYETİK Kartlar doğdu. Manyetik kartlar barkodlardan daha güvenliydi, Barkod gibi kısa sürede deforme olmuyordu ve kullanıcının ismini de üzerinde taşıyabildiği için fazladan güvenlik sağlayabiliyordu. 1970'lerin sonunda AKILLI KARTLAR bulundu ve patenti alındı. Fakat o zamanki teknoloji için manyetik kartlar yeterliydi ve Akıllı Kart kullanımı pahalı bir teknoloji gerektiriyordu. Geçen 20 sene içinde Akıllı Kart gereken ilgiyi görmedi. 1990'larda PC'lerin dünya genelinde yaygınlaşması, internet ve buna bağlı ticaretin patlaması, yüksek teknolojinin maliyetinin 70'li yıllara göre yüzlerce kat düşmesi ve en önemlisi güvenliğin her alanda aranması sonucu Akıllı Kartlar tekrar gündeme geldi.Manyetik kartlar aynı bir teyp bantı gibidir. Üzerinde sadece kısıtlı bilgi saklayabilir, kolaylıkla üzerindeki bilgiler üçüncü şahıslar tarafından değiştirilebilir ve belli bir zaman içinde yenilenmesi gerekir. Şuan kullanılan banka kartlarının hepsi Manyetik Bant Şeridi taşımaktadır ve hepsinin de bir Son Kullanma Tarihi vardır.
Akıllı Kartlar ise bir bilgi saklama alanı bulundurması ile birlikte bir işlemci de taşırlar. Bir Akıllı Kartı minyatür bir bilgisayar olarak düşünebilirsiniz. Merkezi İşlemcisi, Hafıza Alanları, Giriş/Çıkış kontrol bölgeleri ile bir bilgisayarın pul büyüklüğünde modelidir.
Akıllı Karttaki bilgiya ulaşabilmek için; bir şifre girmelisiniz. Bu şifre şu an Internet bankacılığında kullanılan şifreleme sisteminden en az 4 kat daha güvenlidir.
Girilen şifrenin kontolünü kartı taktığınız cihaz değil Akıllı Kartın kendisi yapmaktadır ve 3 defadan fazla hatalı girildiğinde kart kendini kilitlemektedir. Doğru şifre girilip, kart kullanıma açıldıktan sonra da üzerinde saklanacak bilginin şekline ve nerede saklanacağına kendisi karar vermektedir.
Akıllı Kartların genel anlamda Türkiye'de halk ile tanışması Cep Telefonları ile başlamıştır. Cep telefonu aldığınızda size Operatör (Turkcell, Telsim) tarafından verilen küçük sarı parça bir Akıllı Kart Devresidir. Bu Devreyi Cep Telefonunuzdaki yerine taktığınızda bir şifre girip hattınızı kullanmaya başlayabilirsiniz. Cep telefonunda bulunan Adres defterine kaydettiğiniz adreslerin büyük bir bölümü ve buna benzer bilgiler de bu devre üzerindeki hafıza alanında saklanmaktadır.
Bir Kartın Akıllı olabilmesi için özel bir devre konulması gerekmektedir diyebiliriz.
11.2. Akıllı Kart Ekipmanları
Akıllı kartlar en basit ve etkin uygulama alanını Güvenlik ve Personel Takibi ihtiyacı olan yerlerde bulmaktadır.
Personel veya Ziyaretçi kartını kart okuyucu terminale okuttuktan sonra Turnike veya otomatik kapıdan geçmekte ve bu hareket bilgisayarda saklanmaktadır. Kart kullanıcısına Yetki Seviyesi verilerek bina veya kampüs içinde hareketi sıkı şekilde kontrol altına alınabilmektedir.
Bazı özel uygulamalarda; Ziyaretçi kartlarının üzerine ziyaretçinin resmi basılabilmektedir. Bununla birlikte personelin her geçişindeki resmi belli bir süre arşivlenebilmektedir. Bu tip uygulamalar yüksek güvenlik gerektiren yerlerde yapılmaktadır.
Her hangi bir olay meydana geldiğinde geçiş yapanların eşgali üzerinde araştırma yapılabilmektedir.
Turnikeler, Geçiş Kontrol Sistemlerinde vazgeçilmez ekipmanlardır. Görüntüde farklılık olmamakla birlikte Akıllı Kart kullanan Turnikelerin kilit kontrolleri için özel devreler kullanılmaktadır. AKTİVA her türdeki turnikeler için Kontrol Kartı temin edebilmektedir. Bununla birlikte yeni Turnike sistemleri için tek veya çift taraflı çalışan, hastalar için özel, stad veya özel güvenlik isteyen yerler i
çin çelik barlı krom, çelik veya demir kapı seçenekleri sunmaktadır.Terminaller, Akıllı Kart içindeki bilgilerin okunup, değiştirileceği cihazlardır. Bu tip terminaller genellikle satış noktalarında kullanılanlardır. Terminal üzerinde bir kart okuyucu, İşlem Fişini basan bir yazıcı ve bilgi aktarımını sağlamak için iletişim birimi bulunur.
Akıllı Kart Terminallerinin, Manyetik Kart Terminallerinden en önemli farkı -uygulama alanına göre- okuduğu kartı direkt olarak Merkez Bilgisayarına bildirmek zorunda olmamasıdır. Eğer mutlaka Merkez Bilgisayara bildirilmesi gereken bir işlem varsa bunu belli bir süre boş kaldığında kendisi transfer işlemine karar verebilir.
Akıllı Kart Terminallerinin başka bir uygulama alanı da Evde Kullanımdır. Özellikle Banka uygulamalarında Ev Terminalleri büyük önem taşımaktadır
Akıllı Kart Yazıcıları, günlük kullanımdaki yazıcılara benzemekle beraber tamamen farklı bir teknoloji kullanırlar. Kartın üzerini özel bir mürekkeple işledikten sonra kart üzerindeki Devreyi kullanıma hazırla
rlar.Kullanım alanına ve fiyata göre kart yazıcıların, basım hızı, baskı kalitesi, boyutları değişmektedir.
11.3. Akıllı Kart Aksesuarları
Elektronik Cüzdan uygulamalarında, kart üzerinde kalan bakiyeyi görmek kullanıcı için önemlidir. Bu nedenle pek çok Kart kabul eden şirket müşterilerine bakiyelerini görebilmeleri için üzerlerinde şirketlerinin amblemi bulunan anahtarlık ve benzeri eşantiyonlar hediye etmektedir.
Taşınabilir Kart Okuyucularla -uygulama alanına göre- kullanıcı oyun oynamak da dahil pek çok işlem yapabilir. Kart üzerindeki bilgide değişiklik yapıp bu değişiklikleri bir terminale veya bilgisayara Kablosuz İletişim Teknolojisi ile aktarabilir veya bu yerlerden Akıllı Kartına yükleme yapabilir.
Akıllı Kartlar, Manyetik ve benzeri kartlardan bilgi saklama yönünden çok daha dayanıklı olmasına rağmen, fiziksel darbelere karşı eşit şartlardadır. Bu nedenle Akıllı Kartlar için üretilmiş çok değişik tip ve renkte Kart Koruyucular mevcuttur.
12. SONUÇ
Günümüzde internet ve bilişim teknolojileri, Sanayi Devrimi’nde olduğundan daha önemli bir gelişmeyi temsil etmekte ve yaşamın tüm boyutlarını köklü olarak değiştirmektedir. Birey, üretici ve tüketici olarak öne çıkmaya, kol emeğinin yerini, üretilen katma değer ve önem açısından b
eyinsel emek almaya başlamıştır. Bu değişim ile bilim, enformasyon ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, sarmal bir şekilde birbirini tetiklemektedir. İnternet bu değişimin taşıyıcısı, hazırlayıcısı, geliştiricisi ve yeni oluşmakta olan toplum biçiminin ön modelidir. Ülkemiz Matbaa ve Sanayi Devrimi’ni kaçırmıştır ve sonuçları ortadadır; oluşmakta olan internet ve bilişim devrimini kaçırmanın sonuçları, Sanayi Devrimi’ne oranla kıyaslanamaz ölçüde olacaktır.Gelecekte ticaretin büyük ölçüde internet üzerinden gerçekleşeceği göz önüne alındığında Türkiye’nin mali kanunlarının acilen değiştirilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin sorunu, mali kanunların internet üzerinde mükemmel bir iş modeli kurmaya müsait olmamasıdır. Çünkü elektronik ortamda imza ataılması ve fatura kesilmesi Türk kanunları tarafından kabul edilmemektedir. Bu haliyle bütün iş akışını elektronik ortama taşımak bir hayalden öteye gidememektedir.
Son günlerde üzerinde sıkça durulan bir konuda elektronik ticaretle ilgili taslak metnidir. Tüketiciyi Koruma Kanunu’nda değişiklik öngören taslağa göre, internet aracılığıyla yapılan satışlar kanun kapsamına alınacak ve tüketicilere 7 gün içinde vazgeçme hakkı tanınacak. İnternet üzerinden satılan ürünler ise “dijital mal” olarak kanuna girecek. Elektronik ticaretin Türk mevzuatına uyum işlemleri ticaret alanında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülürken Adalet Bakanlığı da aynı konuıda bir çalışma başlatmış. Adalet Bakanlığı’nın çalışması çerçevesinde elektronik ticaretin başta ceza kanunu olmak üzere diğer kanunlara da girmesi sağlanacak. Elektronik imza çalışmaları ise Dış Ticaret Müsteşarlığı bünyesinde çalışmalarını yürüten Elektronik Ticaret Koordinasyon Kurulu tarafından yürütülmektedir. Türkiye uzun süre önce başlattığı elektronik imza çalışmaları ile pek çok Avrupa ülkesinin önünde yer almaktadır.
Elektronik ticaretin önemli bir aracı olan akıllı kartların, sunduğu teknolojik imkanlar kart ile alışveriş yapmanın veya güvenlik uygulamalarının şeklini değiştirdiğini söyleyebiliriz. Manyetik kart sistemlerinde kart üzerinde sadece müşteri numarası bulunduğu için gerekli bilgi ve güvenlik kontrolü sadece merkezdeki bilgisayarda yapılıp sonuç satış noktasına bildirilmektedir. Akıllı Kartlar ise güvenlik sorgulamasını kendisi yaptığından ve para bakiyesi, kimlik bilgisi gibi bilgileri kendi üzerinde taşıyabildiğinden eski sistemlere göre çok daha esnek uygulama imkanları sunmaktadır. Eskiden yapılamayan pek çok uygulama Akıllı Kartlar ile hayata geçmektedir. Akıllı Kartlar son derece güvenli oldukları için elektronik ticarette gün geçtikçe daha fazla kullanılmaktadır.
KAYNAKÇA
http://www.kobinet.org.tr/hizmetler/e-ticaret/e-ticaret-kutuphanesi/005a1.html
http://www.kobinet.org.tr/hizmetler/e-ticaret/e-ticaret-kutuphanesi/005a2.html
http://www.ntvmsnbc.com/news/78573.asp?0m=-27J
Geri